BAŞYAZI
ALİ TÜRKHAZ
hayat bazen tatlıdır...
Bazen bir masal gibidir yaşam.
Bazen de yalın, çıplak bir gerçek. Ansızın yüzümüze atılan bir tokat gibi.
Yaz beni’dir bazen. Çiz beni. Bazen de “çöz” beni olarak çıkar karşımıza.
“Sen kalem ol ben kâğıt “diye yalvarmanın acayip bir inceliğine bürünür.
Yanık bir Karadeniz ezgisinin notaları arasına sığınır.
Anla anlayabilirsen.
İbrahim Sadri’nin yaşayamadığı çocukluk anıları bizde de bir travma yaratmamış mıdır hiç. Sevdiği hapisteyken buzdolabının kapısını ayağıyla kapatmak neye karşı bir tepkidir?
Yaşam böyledir işte.
Buna benzer duygular içinde gelir ve geçer. Aslında o mu gelir geçer biz mi onun süzgecinden geçer gideriz, bilinmez.
Dünyanın yuvarlak olduğunu ve dönmekte bulunduğunu alkol almadan ya da kendi ekseninizde birçok kez dönmeden anlayamazsınız.
Yaşam içi bir mesleki eğitim süreci gibidir kendileri. En büyük öğretmendir. Ukalalığı biraz da bundandır.
“Ben demiştim,”ya da “demedi deme” sözcüklerinde ne yazık ki hep haklı çıkar.
***
Ne mutlu onun rahle-i tedris(eğitim süzgeci)inden geçen başarılı öğrencilere. Can kulağı ile onun öğütlerini ve uyarılarını dinleyenlere, uygulayanlara, yerine getirenlere.
“Dün değil, bugün değil-şimdi’dir anayasa’sı.
“Üzüntüyü bırak, yaşamaya bak”tır.
“Sakla samanı, gelir zamanı” dır. Ben olmasam, sen olmasan, o olmasa Tanrı yok’tur’dur. İnsan yoksa Tanrı yok’tur. Tanrı fikri insanlar tarafından yaratılmış ve sonra ona tapılmıştır. Kol saati gibi. Onun esiri değil miyiz 24 saat boyunca.
Birini uyarmak istediğimizde en son “Allahtan kork, onu aşağılayacağımız zaman “Allah belanı versin, çaresiz kaldığımızda “seni Allaha havale ediyorum” diyen kim’dir? İnsan tabi.
***
Bir çelişkiler yumağının içinde, alacakaranlığın ortasında gidiyoruz gündüz gece ozan Veysel’in dediği gibi.
Batıda sınırlar açılmıyor bir türlü ne malımız, ürünümüz ne de insanımıza. Sanki bir Haçlı seferleri yobazlığının bağnaz sonlarındayız. Ama sonsuz sürecekmiş gibi geliyor çoğumuza.
Öte yandan nice zorluklarla koptuğumuz şark dünyasının geri kalmışlık batağından kurtulalı şunun şurasında ne kadar yıl olmuşken henüz doğu sınırlarımızı açıyoruz o bildik örümcek kafanın damarlarımıza sızması, soluduğumuz aydınlık ortamı kirletmesine göz yumuyoruz. Birimizin yaptığını öteki’miz bozuyor, kahrolası bir kuşağın yarattığı değerli eserleri öteki kuşak katlediyor ne yazık ki.
Katlediyor da dur diyecek kurum da kalmadı öyle anlaşılıyor ki!
***
Yeni bir yıla girdik. Ama yeni şeyler yazamıyoruz. Geçmiş yıllarda da böyle olurdu hep. Gelen gideni aratır oldu giderek..
Umarız bu yıl öyle olmaz sizler için.2010 sayıları itibarı ile biraz anlamlı geldi. 20 ve 10. İki, sıfır, bir, sıfır. Masum sayılar ve dizilişleri birbirine komşu rakamların özenli sıralanmasından oluşmuş. Sanki bir şifre gibi.
Umarız bu şifre sizin, ailenizin, iş çevrenizin, ülkemizin ve ulusumuzun geçmişindeki olumsuzluklardan hiçbirinin yaşanmadığı, tümüyle mutlu geçen bir milat olsun.
Mutlu yıllar hepinize.