ALİ TÜRKHAZ YAZILARI |
|---|
| İKİ YÜZLÜLER
Sermayeden yana olanlar ve emekten yana olanlar. Siyasal iktidar yarışında bir zamanlar bıçak sırtı kadar keskin bir ölçüt olarak kullanılıyordu bu iki ayırım. Sermayeden yana olanlar iktidara geldiğinde büyük şirketler ve sermaye sahipleri ile rant odakları özneli bir program uyguluyor, emekten yana söylemlerde bulunanlar ise iktidara geldiklerinde önce iş, ekmek ve özgürlük, bağımsızlık, demokrasi gibi söylemleri yaşama geçireceklerini ifade ediyordu. 1973 lere gelene kadar birinci grup Türkiye’yi sermayeden ve çağdaşlık adına ABD ile NATO yanlısı bir Batı emperyalizmi yörüngesine oturttu. Bununla ilgili her türlü dış ve iç desteği de aldı. 1973 yılında Türk halkı giderek artan işsizlik, azalan reel gelir ve daralan özgürlükler karşısında “toprak işleyenin-su kullananın” sloganı ile ortaya çıkan sosyal demokrasi-demokratik sol-sosyalist karışımı bir cazibe merkezinin çekim alanına girdi. 1978 yılı sonlarına kadar da bu üçlem arasında bocaladı durdu. Bu yöndeki uygulamalar ABD ve NATO ile parasal politikada İMF ile Dünya Bankasınca kösteklendi. Gümrük Birliği ve Avrupa Birliği girişimleri için verilmesi önkoşul olarak öne sürülen koşular ise Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü çaresiz gibi görünen kötü gidişinin ateşlemesi sonucunu doğurdu. Tarih tekerrürden ibaretti ve artan işsizlik, terör ve enflasyon ile siyasal kriz 1980 ihtilalini tetikledi. Tam yirmi yedi yıldır kişiliksiz, adı belli olmayan ama demokrasi olarak nitelenen, Avro-Amerikan klonlu ve İMF-DÜNYA Bankası ipotekli bir yönetimler silsilesi tarafından yönetiliyoruz. Bir libero-sosyal demokrat, bir demokratik sol-liberal-ulusalcı, bir Özal iktidarının taklidi olan şimdiki merkez sağ söylemli ama ılımlı İslam adı altında İslâmcı yönetim eylem ve söylemleri altında. Peki, bu arada ülkenin dinamikleri olan demokratik kitle örgütleri ne yapıyor? En sağda CHP olmak üzere sol söylemli siyasi partilerin durumu ortada. Tam olarak bir mitos çoğalma içinde. Bölünüp parçalandıkça çoğaldığını sanan bir aymazlık içinde. Ya meslek odaları! Her bildirileri halktan yana’lık, emek, demokrasi ve özgürlük dolu. Bir de yaptıklarına bakınız. Somut bir örnek vermek gerekirse, Sağlık, imar, yargı, tarım, sosyal güvenlik gibi hizmetler için oda mensuplarından çok kendi hegemonyalarını ve yaşam standartlarını yükseltmek amacı taşıyan “en az ücret tarifeleri”ne bir göz atınız. Hangi köylü ve işçi, hangi asgari ücretli ve açlık ile yoksulluk sınırındaki TC vatandaşı bu tarifelerin karşısındaki hizmet bedellerini ödeyebilir? Bir inşaat projesi, bir Dr. muayenesi, diş çekimi, bir oda kayıt ya da standart uygunluk belgesi, bir boşanma dilekçesi ya da mirasçılık belgesi en az kaç lira? Neredesin sosyal demokrasi söylemi? Neredesin halkça ve hakça yönetim? Neredesin halktan yana siyaset? Bu soruların kurbanları ve ezilen tüm Türk yurttaşların Ramazan Bayramlarını bu duygular içinde kutlar, kimlik bilgilerinde T.C. yazan herkesin bayramının şeker tadında geçmesini dilerim. |