BEYAZ ATLI YAMYAMLAR
Ne zaman dara düşsek beyaz atlı bir prens düşleriz belleklerimizde.
Geniş omuzları, iri cüssesi ve kaytan bıyıklarıyla. Elinde görkemli kılıcı ve bir lav silahı yakıcılığında bakışlarıyla. Masallardaki gibi. Kahramanlık destanlarından fırlayıp dörtnala dalmış zulmün, haksızlığın, it dalaşının ortasına sanki.
Atını, kılıcını ve cüssesini gördüğümüzde başlar ilk yanılgımız. Yüzüne bakmayı akıl edemeyiz ilk görüşte. Kılıcını kimlerin üzerine saldırıda kullandığının farkında olmayız bile.
Sanırız ki o bir Dadaloğlu’dur, Köroğlu’dur, Şeyh Şamil’dir ya da Mustafa Kemal.
O da bunu bildiği için bazen her hangi birini, bazen de her birinden birkaç niteliğini kopya ederek ” beyaz atlı prens” kılığında takdim eder kendini.
Biz onun öyle olmadığını anladığımızda da iş işten geçmiştir artık.
Hani ormanda kaybolan kız ve cadı misali.
Bazen sömürgeci yayılım karşısında ulusalcı, marksizm karşısında liberal ya da tam tersi.
Amerikancı bazen –Rusya’ya karşı. Rusçuluk tutkunu Amerikan emperyalizmi karşısında.
Maocu kesilmiştir kapitalizm karşısında. Kimi zaman ne cimbom, ne fener ne de kara kartal. Milli takım çok yaşa! Görüntüsünde.
Keşke hepsi, hemen hepsi de gerçekten ve içtenlikle o bakışlar ve kılıç sallayış biçimiyle o gerçek yüzü taşımış olsa maskeleri yerine.
Adalet istiyordur kendisi için, oyunun bir sahnesinde. Ama adalet kendisine karşı bir karar aldığında dilinde pelesenk eder “böyle adalet olur mu ile adalet elden gidiyor”u.
Dara düştüğünde özgürlük savaşçısı kesilir ama GÜÇ’ü eline geçirdiğinde adeta bir Neron görüntüsündedir artık.
Düzenin bozukluğundan yanadır düzenin içinde etkisizleştiğinde. Gel gör ki düzenin direksiyonunu eline geçirdiğinde ne düzen tanır ne de istikrarla hoşgörü kalır uygulamasında.
Halk kahramanıdır halka zulmedenlere karşı attan indiği ya da indirildiğinde.
Bir de ata yeniden bindiğinde ve kılıcı eline aldığında seyredin onu. Halk da kim oluyor ki, bir sürü cahil ve koyun sürüsü alt tarafı. Başlarına bir çoban gerektir onların sadece ve en iyi koyun çobanı da odur -kendince.
Beyaz atlı yamyamlar çoğalıyor gitgide. Başka maskeler altında ve aynı düşünceler içinde.
Ya tuzağa düşürüp boğazlamak, ya bölüp parçalamak ya da bir parça et için koca bir gövdeyi
Cansız yere sermektir amaçları sadece. Belki kalan parçalarından biraz kurt ve tilkiye, akbabaya belki ve kemikleri de sırtlan, aslan ve kaplanlara.
Ne yeşille mavinin ahenkli dansı, ne batan güneşin doğan ay’ın peşinde oluşu, ne insanın doğayla iyi geçim uğraşı, ne bir bebeğin şirin tebessümü, bir ihtiyarın ellerini semaya açarak yalvarışı umurunda değildir onun.
Yamyamdır çünkü aslında o ama bir insan görünümünde. Beyaz bir at gasp etmiştir bir at sürüsü içinden ve bir altın kılıç çalmıştır müzenin birinden.
Beyaz atlı yamyamlara dikkat edelim dostlar.
Dikkat edelim kılıç sallayışlarına. Gözlerinin içine bakalım çekinmeden. Elinin titreyişine, sözlerinin önceki ve sonraki değişimine.