YESEVİ’DEN GÜNÜMÜZE ALEVİ- BEKTAŞİ KÜLTÜRÜ
Türkiye’de yirmi milyona yakın kişinin Alevi-Bektaşi kültürü içinde yaşam sürdüğü, onca bölme ve parçalama girişimlerine karşın geleneklerini, birbirine bağlı kimliklerini korudukları biliniyor. Çorum, K.Maraş ve Sivas illerinde bu topluma yönelik soykırım girişimleri ile daha bir kenetlenen Alevi-Bektaşiler kendilerini korumada dernek-vakıf ilişkileri içinde örgütlendiler.
Ancak aralarından bu kültürü tam özümsememiş, ikiyüzlü bir azınlık, hak arama kisvesi altında kendini ılımlı İslam iktidarına teslim ve temsil ettiği kesimi de ihale etmeye kalkışınca 200 e yakın kuruluş arasında çatlak sesler yayılmaya başladı.
Kendilerine eşit haklar sunulması oyununun altında Atatürk Devrimlerinden biri olan “Tekke ve zaviyelerin kapatılması” ile ilgili ilkelerin delinmesi amacının yattığının bilincine varamadılar.
Asıl amacın Alevilere Sünnilerle eşit hakların verilmesi ve Aleviliğin ayrı bir din olarak kabulü olmadığı, öteki mezhep ve tarikatlara da yol açarak İSLAM dinini kendi içinde bir çatışmaya sokmak olduğu açık ve kesin. Böylece dünyanın en son- tek tanrılı, çağdaş ve dünyada en büyük cemaate sahip olan topluluğu bölüp parçalayacak ve SİYONİSTLERİN asıl amacı olan Hıristiyanlığı tüm dünya dili olarak yerleştirecekler,
Tek din-tek devlet megalo-idealarını da gerçekleştirmiş olacaklardır.
Peki, ama bu konunun URLA İMECE DERGİSİ ile ne ilgisi var? Konusu kültür, sanat, edebiyat, aktüalite olan bir yayın organında böyle kırılgan bir konunun özel bir önemle işlenmesi ne anlam içeriyor?
Çoğumuz, özellikle yeni kuşaklara var olan eğitim sistemi içinde kendilerine ders kitaplarında bu konuda ya hiç bilgi açıklamasında bulunmuyor ya da yanıltıcı ve çok kısa bilgilendirildiği için,bilgi yoksunuyuz.
Tek tanrılı dinler, Müslümanlık, mezhepler, tarikatlar, bunlar içinde özelde Alevilik ve Bektaşilik ilintisi ile “cami, medrese, dergâh, tekke, cem evi “arasındaki benzerlik ve ortak yanlarla çatışan-çelişen özellikler bilinmiyor.
İşte bu boşluğu konuyu çok dağıtmadan ve ana hatlarıyla okuyucuya sunmayı bir kültür hizmeti saydık. Aktüel olarak da gündeme bu günlerde yeniden ısıtılıp atıldığından bellekleri yinelemek gerekliydi. Bu da aydın sorumluluğunun “durumdan görev çıkarma” ilkesinin bir parçasıydı.
İç sayfalarda araştırma ve inceleme ekibinin işi “din dersi ve din bilgisi” kapsamına sokmadan “din kültürü” formatında yazılarını okuyacaksınız.
Bu konulardaki görüş ve eleştirilere gelecek sayımız ya da ilk çıkacak olan Demokrat Urla gazetemizde yer vereceğiz.
*****
Necati Cumalı günleri Urla’nın kültür ve sanat takviminde geleneksel bir yer tutar. Sanatçının çeşitli yönleri gündeme getirilir ve anıları yinelenir. Bir kaç yıldır bu etkinliğin yozlaştığını, hatta yozlaştırıldığını görmekten üzüntü duyuyoruz. Katılanların çoğunun ya kamu görevlileri ya da konuk sanatçılar olduğu görülmektedir. 20–30 kişilik etkinlik, bu olayın masaya yatırılarak bir çözüm ve yeni bir yol haritası yapılması gerektiğini göstermektedir.
Yoksa etkinlik sadece düzenleyen kuruluşun gider bütçesinden bazı çıkar çevrelerine çıkış yapma amacına yönelik bir bahane olarak algılandığı durumundan kurtulamaz. Biz gene de bu etkinlikle ilgili birkaç kareyi görüş ve bilgilerinize sunuyoruz iç sayfalarımızda.
*****
Geçen sayımızın Urla kamuoyunda işlediği ağırlıklı “zeytin” konulu içeriğinden çok olumlu yankılar aldık.
Dergimiz âdeta kapanın elinde kaldı. Kitaplık rafları ve sehpalarının gözdesi oldu. İleride gene bu türden ağırlıklı bir konuyu ele almayı düşünmekteyiz. Üzüm ve ürünleri ya da balık ve balıkçılık ile deniz. Bu konulardan birine yöneldik. Sizler hangisine daha önem veriyor ve irdelenmesini istiyorsanız o olacak.
Bu konuda eğilim saptama aşamasındayız.
Her şey Urla için. Ama gerçekten. Halk için, halkın aydınlanması için. Anımsatmak için. Anımsama vefasından hareketle. Sıkmadan, üzmeden, bilgiçlik taslamadan.
Nice URLA İMECE’lerde birlikte olalım dirlik içinde.
Kalın sağlıcakla