ALİ TÜRKHAZ YAZILARI

DOLAP BEYGİRİ YA DA MUM DİBİNE IŞIK VERMİYOR

Çocukluğumuzda bahçe aralarından geçerken, gözleri bağlanmış, bir kuyu çevresinde su çekmek için kurulu bir düzeneğin ucuna bağlı at’lar görürdük. Gün boyu döner durur, durdukça bakıcısından bir kırbaç yerdi.
Bir de arabalara koşulu atların gözlerinin hemen gerisinde köseleden bir aksesuar vardı ki görmesini-daha doğrusu ön cephesi dışında bir açıyı görmesini engelliyordu. Büyüklerimize sorduğumuzda, dolap beygiri denilen bu atın gözüne bezin bağlanışının, başı dönmesin ve kendini uzun bir yolda gidiyor sansın diye, arabaya koşulu atın da sadece önüne bakması, sağa sola bakarak yürüyüş hızını kesmesine engel olmak için gözlerinin ardına o büyük köselenin konduğu yanıtını alırdık. Ya da üç aşağı-beş yukarı bu anlamda bir yanıt.

… Dolu bir salonda konusunda uzman iki profesör, iki doçent, iki uzman konuşmacı, birkaç basın mensubu ve video çekimcisi, sayıları on’u geçmeyen ilçe protokolü, kamu görevlisi ile aralara serpiştirilmiş bir o kadar seyirci ve konuşmacıların akrabaları ile ilköğretim okulu öğrencileri. Anlayacağınız ilköğretim okulu öğrencileri doldurmuştu salonu ve yaşları 6 ilâ 15 arasındaydı. Beş yüz kişi kadar.
Profesyonel gösteriler dışında hiçbir zaman sağlanamayan ses düzeni ya da çocukların gürültüsü ile salondan gruplar halinde çıkış ve yeniden girişlerinin yarattığı kirlilikten söz etmiyoruz.
Konumuz bu değil.
Konumuz ve konusu “Urla Yarımadasının Çevre sorunları ve Çözümleri” olan İYTE Rektörü’nün yönettiği panel.
Bir Cuma günü ve o saatte önemli bir mesleki görevimiz olduğu halde, orada hızlı çekim yaparak Kültür Merkezine
adeta koşarak geldik. Urla’da ilk kez böyle kariyer kokulu geniş katılımlı bir panel yapılacaktı.
Hatta bir-iki gün önce kulaktan dolma öğrendiğimiz halde o gün çıkacak olan gazetemizin birinci sayfasını değiştirip tümünü ÇEVRE ile ilgili konulara ayırdık. İç sayfalarımızda da tarım ile ilgili konulara geniş yer verdik.
Önlerdeki sıralardan birinde aralarda boş bir koltuğu gözümüze kestirerek ve yüzümüzü kızartarak oturduk. Çünkü PANEL başlamıştı. Gerçi muhabirlerimiz orada ve paneli kayda almakta, görüntülemekte idi. Amacımız URLA İMECE i Mart sayımıza materyal toplamaktı. Elbette hedef olarak da panelin Urla Yarımadası ve özelde Urla ÇEVRE’ sine bakış açısı ve derinlik ile genişliği…
İki saat boyunca pür dikkat dinledik. Sonradan ses kayıtları ile çekilen fotoğrafları da değerlendirdik.
Sonuç. Düş kırıklığı.
Denizde yetişen ürünler, Urla’da yetişen çiçekler ve yararları, kıl keçilerinin zararları ve “seviyor mu-sevmiyor mu” deneyi yapılan çiçeğin ilk yaprağını koparırken” seviyor mu” diye başlamanın daha avantajlı olduğu öğretisi.
Breh,breh,bireh.Yaşları yedi ile on beş olan çocuklara özellikle hitaben verilen öğütler.
Toprakları ellerinden yok pahasına alınan, birkaç keçisi ile koyunundan başka bir geliri kalmamış ailelerin çocuklarından birinin İYTE rektörüne“bindirilmiş” bir teşekkür konuşması ve alkışlar.
Panelin son bölümünde ise, vaktimiz daraldı gerekçesi ile asıl önemli konu olan soru-yanıt bölümünün hızlı çekimi ve SON.
Konumuz “Urla Yarımadasının Çevre Sorunları ve Çözümleri” mi idi yoksa biz başka bir etkinliğe mi geldik yanlışlıkla acele ve meraktan? Gazeteye baktık, internete girdik, fotoğrafları inceledik, düşündük, düşündük, düşündük, Sonunda bu yazıyı yazmaya karar verdik.
Sahi Urla Yarımadasının sorunları nelerdir? İYTE rektörünün en önemli sorunu KIL keçileri idi besbelli ki hem eski- hem yeni kaymakamdan özellikle bu durumu engellemesini rica etti önemle.
Üstelik İYTE Kampusu’nun fuel oil ile ısındığını, 34 dereceye varan termal su kaynağına kavuştuklarını, ileride bunun da yükseleceğini, arıtma ve kanalizasyon sorunlarının da çözümlendiğini bildirdi
. Ne güzel, İYTE Kampusu çevre sorunlarını çözümlemiş. Mutlu olduk.
Bir uzmandan da “seviyor mu sevmiyor mu” yarışmasını kazanmanın sırrını öğrenmiş olduk. Teşekkür ederiz. Kırlarda hangi bitkileri ve çiçekleri ile tohumlarını çiğ çiğ yiyebileceğimizi de..
Ama Urla Yarımadası’nın İYTE Kampusundan ibaret olmadığını ve anlatılan bir konunun başlığına uygun olması gereğini öğrenememişler.

Tanrı bizi böyle yöneticilerden de korusun!