ALİ TÜRKHAZ YAZILARI

DÜN DEĞİL, BUGÜN DEĞİL -YARIN DA… ŞİMDİ.

Kadın ve erkek. Ana rahmine düşen sperm. İlk kıpırdanışlar. Kalp sesleri. Aylarca karanlık ve ıslak bir zeminde geçen –daha doğrusu geçmek bilmeyen zaman.
Sonra bir gece yarısı ya da bir sabaha karşı dışarıda başlayan telaşlı koşuşturmalar. “Bir ebe çağırın” ya da köyün en iyi doğurtan ebe annesi çağrıları. Belki de bir tarla ortasında, bir saman yığını ya da ağaç altında, uygarlıktan millerce uzakta. Yolsuz, susuz bir mezrada çaresiz çırpınışlar.
Bir toprak testi su. Temiz bir bez parçası. Kesici bir alet belki. Belki de bir çakmak taşı. Döven altından sökülen.
Boşalan terler, hızla çarpan kalpler, ıkınıp sıkınmalar. “Ha gayret, az kaldı, geliyor” bağırtıları.
Bir ince feryat -kıçına vurulan tokattan değil-yaşama itilen tazecik canı yandığından.
Her acıktığında isyan bayrağını çeken. Karnı doyduğunda türlü maskaralık yapan.
Yemeyip yedirilen. Giymeyip giydirilen.
Yakın çevresindekilerle uyumu kendi istençleri ile uyuştuğunda sorunsuz ama çatıştığında canavar kesilen. Hep yarış içinde olan. Bencillik üzerine daha doğarken ilk görüntüleri veren.
Okulda kopya çekmeyi, ders çalışmak ve öğrenmek yerine kopyacılık ve ezbercilik kolay yolculuğunu seçen.
Oyunda, arkadaş seçmede ve sofrada önce kendi çıkarlarının temelini kuran. Karşıt cinsle olan ilişkilerde egosunu, cinsellik ve bencillik üzerine kuran. “Ben” ile başlayan ve “ben” ile biten büyüklük ve haklılık sergilemeleri.
Okulda, kışlada, iş yerinde, evde ve toplum içinde kavşaklar, virajlar, tünellerde telaşlı arayış ve aceleci kararlar sonucu ayrılan yollar. Patlayan mayınlar, çöken, örselenen gönüller, kararan ruhlar.
Sonra yeniden diz üstünde tutunma çabaları, ayağa kalkmalar, edinilmişse yapılan yanlışlardan alınan dersler, kazanılan deneyimler.
Yaşam “pişman olmamak”tır ya da “dün değil, bu gün değil, şimdi” tümcelerinin öğrenilmesi için bazen yaşamın yarıdan fazlasının yitirilmesinin gerekliliği. Kaybolan zaman. Kırılan kalpler. Solan sevgiler, yitip giden yaşamlar. Bir özür bile dileyemeden. Son yolculuğa çıktığında arkasından kimlerin uğurlayacağını ya da kimlerin gerçekten sevdiğine aldırmadan.
Ölüm ile yaşam arasında varmış gibi görünen ama aslında olmayan saydam bir geçiş bölgesi olduğuna inanan.  Yaşamı felsefesini mutlu olmak değil de mutlu ölmek ilkesine dayandıran.
***
Takılıp Kalmayın “dün” denilen zalim’in sizden alıp götürdüklerine.
“Bugün” denilen belirsizlik ikiyüzlüsünün size yirmi dört saat sonra ne tuzaklar hazırladığını umursamayın.
Yarın için ise kötümser olmayın asla. Unutmayın ki “gecenin en koyu ve karanlık olduğu an gündüz ışığıyla aydınlığa en yakın an’dır.
Ama gene de öyle fazla umuda kapılıp gerçekleşmediğinde kumdan kaleleriniz yıkılmasın ve ne de dün ve bugün ile karşılaştırma yaparak ve matematiksel oranlama sonucu “Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir” saçmalığının kurbanı olmayın.
Yaşadığınız an’a bakın.
Şimdi.Şimdi ben ne yapıyorum kendim için?
Bugün kendim için ne yaptım sorusunu hızlıca yanıtlayıp o an ne yapmak istiyorsanız onu yapın. Bunun için elinizde o kadar olanak var ki çevrenizde henüz keşfetmediğiniz. Görmediğiniz bir film. Okumadığınız bir kitap. Dinlemediğiniz bir şarkı. Kıvrımlarında kendinizi cennette hissettiğiniz bir dudak, Derinliğinde kendinizi korumasız bir bebek gibi gördüğünüz bir çift göz. İçten söylenmiş birkaç tatlı söz. Bir masa-iki sandalye ve masanın ortasında iki kadeh kırmızı şaraba tavada kızarmış olsa da “hadi gel” diyen cilvekâr çipura balığı ile çoban salatası.
Urla beleninden Karaburun Dağlarına uzanan boşluk ve sonunda görkemli bir akşam güneşi. Biraz sonra gölgeler uzayacak ayaklarınıza ve işte arkanızda Bayraklı sırtlarından görülmeye başlayan ay’ın on dördü olduğunu müjdeleyen mehtabın serinliği.
Evet,dün değil,bugün değil,yarın da..Şimdi! 
Sahi, siz bugün kendiniz için ne yapmıştınız? 

                                                         ALİ TÜRKHAZ