ALİ TÜRKHAZ YAZILARI

AŞKIN BÖYLESİ

Yağmur yağıyordu. Otobüs durağının çevresinde şemsiyeli insanlar sabah mesaisine yetişmek ve otobüse binmek için birbiri ile itişip kakışıyor, sıra, nezaket, saygı arada kaynayıp gidiyordu. Açık mavi binek otomobiliyle hemen otobüs durağının arkasında bulunan evinin garajından çıkmış yokuş aşağı aracını sürmekte iken birden frene bastı ve durdu. Hemen yolun sağında, otobüs durağının birkaç adım ötesinde şemsiyesi altında genç ve güzel bir kadın otobüs beklemekte, yüz güzelliği ve bakışları ile sanki onu büyülemişti. Sağ dikiz aynasına düşen yağmur damlacıklarına rağmen genç kadının duran araca doğru yöneldiğini ve şemsiyesini indirerek ve keklik gibi sekerek aracın sağ ön kapısına elini uzatarak açtığını, sonra da -Kızılay’a mı gidiyorsunuz? Diye sorduğunu, olumlu yanıt aldığında da bir kuş tüyü hafifliğinde ön koltuğa oturuşunu bir düş gibi yaşamıştı. Direksiyon kolunda takılı vites kolunu bir ve sonra ikinci vitese atarak keyifle radyo düğmesini açtı. Nat King Coole Ankara Radyosunda banttan “Too Young to love” adlı melodiyi söylüyordu. -Sevmek için çok erken, diye çevirdi Türkçeye içinden orta yaşlardaki adam şarkıyı. Ve sordu kendine -Belki doğru ama kimin için erken? Bu Ankara güzeli için belki doğru olabilir ama ya benim için? diye Soruları sıraladı arka arkaya ve sonra vazgeçti soru sormaktan kendine. Genç kıza dönerek; -Bir yerde mi çalışıyorsunuz, diye sordu. Genç kız; -Evet, Bayındırlık Bakanlığında daktilo memuruyum, dedi. -Ben inşaat müteahhidiyim ve sık sık bakanlığa uğrarım ama size hiç rastlamadım daha önce. -Bakan özel kaleminde benim görevim. Biraz yoğundur özel kalemdeki işler. Öyle vatandaş ya da iş takipçileriyle de yüz yüze gelecek ortamda çalışmıyoruz işin özelliği gereği. Bu kadar. Adam Ulus Caddesinden Sıhhiye, oradan da Kızılay ve Bakanlıklara olabildiğince ağır hızla araç sürdüyse de işte tam Yargıtay binasını geçer geçmez sağ kolda Bayındırlık Bakanlığı levhası çıkmıştı işte karşısına. Tek kelime etmeden başkaca. Burada,uygun bir yerde inebilirim.Teşekkür ederim.İyi günler dışında. O gün akşam olmak bilmedi. Ne akşamı, sabah olmak bilmedi açık mavi araç sahibi adam için. Ama sabah bu. Nasılsa olacaktı ve oldu da. Bir merak, bir heyecan bir telaş, bir sinekkaydı traş, ütülü bir takım elbise, bir gömlek beyaz kolalı ve kol düğmeli-üstelik altın kaplamalı. Gıcır gıcır ayakkabılar ve çekecek bir yana, gırtlağı yanarak yarım bırakılan bir bardak çay bir yana o kapıdan dışarı. Garajdan sabahın dünkü saatinde ve hatta dakikasında çıkışla aynı zaman diliminde otobüs durağına varış. Bu kez yağmur yok ama hava soğuk ve kapkara bulutlu. Otobüs durağından birkaç metre ilerde aynı ceylan ya da aynı keklik olsun isterse dünkü Ankara güzeli beklemekte. Aynı yerde duruş ve sağ ön kapının açılışı ile kuş tüyü hafifliğindeki oturuş. Her Allahın iş günü sabahı. Aynı hareketler ve sadece-Günaydın, nasılsınız, teşekkür ederim, siz nasılsınız, bugün de hava ne kadar güzele varan, Allaha ısmarladık, güle güle. Birbirleri hakkında bildikleri sadece birbirlerinin adları. soyadları bile değil. Başka hiçbir konuda tek kelimelik konuşma yok. Böylece günler, haftalar, aylar geçer. Her sabah başka bir heyecan, artan kalp sesleri, kurulan düşler, hayal içinde geçen ve su gibi akan zaman. Her ikisi içinde böyle olmalı bu ama. Kimsenin karşısından başka bir beklentisi yok. Halinden hoşnut. Mutlu. Bir sabah, gene bir iş günü sabahı, gene aynı yerde buluşma. Ama genç kadında bir değişiklik çarpıyor ilk bakışta. Giyim kuşamda bir fevkaladelik. Makyaj, güneş gözlüğü falan. Hayırdır inşallah! Her zamanki seremoni ve Mecidiye Caddesinden Ulusa yaklaşılmakta iken ; -Dursun bey, bugün hava çok güzel. İşyerimden ve evden izin de aldım. Baş başa kalacağımız bir yere gidelim mi? Derhal ve sert bir fren sesi. Sol sinyal, öfkeli bir sola kırış ve ters yöne dönüş ile önce iki, üç ve derken dördüncü vites. Gerisin geriye Mecidiye Caddesine, Keçiörene doğru. -Ne yapıyorsun, nereye gidiyorsun böyle birden bire ne oldu? Çatık kaşlar ve öfkeli bir ses tonu ile verilen tok bir yanıt. -Seni 8 ay on dokuz gün yirmi dört saat önde aldığım yere! Sevgiyle kalın.