”suçlu’yu kazıyın, altından insan çıkar”
Sıfır,
Sınırsız
Ve İnsan
Hepimiz biliyoruz. Bulunduğumuz noktadan hiç sapmadan aynı yönde ilerlediğimizde engelle karşılaşmadıkça kara, deniz ya da hava yolu ile aynı yere varırız, Bu olgu, içinde yaşadığımız yumurtanın deforme olmuş biçimine benzeyen ve çevresi girinti-çıkıntılarla dolu, biraz büyükçe ve atmosfer denilen bir saydam tabaka içindeki çeşitli gazlarla korunan ihtiyar, gizemli, nereden geldiği, nasıl oluştuğu ve yaşamsal ömrü çok tartışmalı adına DÜNYA denilen mega cisim için geçerlidir.
Peki, bulunduğumuz yerde ayaklarınızın altından başlayarak düz bir çizgi halinde yer küreyi sonuna kadar izlemek ve çıkış noktasını tam olarak saptamak ve bu arada geçiş noktalarının hangi derinliğinde ne tür tabakaların ve fiziksel, kimyasal katmanların içeriği hakkında tam bilgi sahibi miyiz?
Hele hele bir bitki yaprağının 1/1 görüntüsünü en çağdaş teknolojik küçülteçle küçülttüğümüz, parçalara ayırdığımızda elde ettiğimiz sayı sıfır mı yoksa sınırsız mıdır?
Bir de gökyüzüne bakalım. İster gündüz ister gece yine en çağdaş teknoloji ile donanımlı bir büyüteçle gökyüzüne baktığımızda görebildiklerimizin tümünü görebiliyor muyuz?
Görünen kütleler dışında o büyütecin görebilme teknolojik yeteneği elverseydi daha başka kütleler ve o kütleleri çevreleyen saydam kimyasal ve daha niteliğini bilmediğimiz bir bilinmeyen, başka bir deyimle sınırsızlıkla karşılaşmıyor muyuz?
Bütün bu soruların yanıtsız kaldığı yerde biri bilimsel açıklama ile sınırsızlık ve insan beyninin henüz daha yüzde beş oranda etkili olabildiği, çağdaş eğitim teknikleri ile bu oranın artabileceği ve sınırsızdaki bilinmeyenlerin çözülebileceği ama gene de sıfır noktasına ulaşılamayacağını bilmemizin gerekliliği, öteki ise tüm bunların tek açıklamasının Tanrı denilen metafizik bir kavrama bağlanarak soruların sıfıra indirgenebileceği olmak üzere iki tercih arasındayız.
Bu iki tercihi yapan ve rabıtayı kuran, savunan da insan. Atom bombasını, penisilini, barutu, petrolü, uzun menzilli silahları, uzaydan dünyadaki insanların yatak odalarını bile gözetleyen,dinleyen,interneti bulan….insan.
Buluşlarının kölesi olan ve kendi kendinin toplumla birlikte genetiğini bozan insan.
Bozulan küresel dengeyi iyileştirmek için çabalarken onu zehirleyen, aşına, suyuna, havasına kimyasalları karıştırarak bir yerden onarırken öte yandan küresel ısınmayı körükleyen insan.
Ağaç kesen, verimli toprakları çok katlı yapılara dergimiz kapağındaki fotoğrafta görüldüğü gibi peşkeş çeken insan. Portakal bahçelerini koruma amaçlı planlar yaparken içindeki eskimiş yapıların onarımına iki yıl hapis cezası öngören ama aynı yerde turistik ve ticari gökdelenlerin yapılmasına göz yuman, expo’lar düzenlenerek bu yerlerin talan edilmesine göz yuman, bunu başaramayınca da suçlu arayan insan.
Ey insan!
İnsanoğlu’nun seninle başı dertte..
Sevgiyle kalın.