ALİ TÜRKHAZ YAZILARI

BAŞYAZI

AYDIN KİME DENİR?

 

Geçenlerde Seferihisar Belediyesinin konuğu olarak Sığacık kale içinde ilki düzenlenen SANAT ŞENLİKLERİ’ne katıldık. Geçtiğimiz yıl Urla’da Dergimizin konuk ettiği ve aynı kaderi paylaşan Özkan MERT etkinliğinden sonra ATAOL BEHRAMOĞLU gibi bir sanatçıyı izlememek olmazdı.
Meğer, Ataol Behramoğlu bu gösteriyi 15 yıldan beri gitar ve piyano ile kendisine eşlik eden özgün müzik sanatçısı HALUK ÇETİN ile birlikte sürdürmekte imiş.
Şair birkaç şiirini söylüyor, ardından sanatçı ÇETİN de onun şiirlerinden bestelenmiş ezgileri dönüşümlü olarak sunuyordu.
Kaleiçi hıncahınç dolu idi ve protokol sandalyeleri bile halk tarafından işgal edilmişti. Bu duruma belediye başkanının tepkisi “protokol falan yok. Önce gelen yer kapar” olmuştu. Birkaç sıra arkada seyircilerin yer vermesiyle oturdular ve coşku içinde gösteriyi izlediler.
Bildiğiniz gibi Behramoğlu da Özkan Mert gibi 12 Eylül öncesi ve sonrası döneminin sancılarını çeken, bir olanak bularak nice aydın gibi zindanlarda çürümemek için yurt dışına kaçmak durumunda kalan uyanıklardan biridir.
İzlence sonucu ÖZKAN MERT ile BEHRAMOĞLU arasında bir fark gördük. Bu fark AYDIN denilen kavramın zaman içinde çektiği çile, gördüğü işkence ve karşılaştığı haksızlıklar karşısında kişilik değişikliğinden ötürü oluşan sapmalar oldu.
Özkan Mert’in halen bulunduğu İsveç’de yazdığı şiirleri çoğunlukla çiçek, böcek, soyutluluk, şiiri toplum için değil kendi için yazmak gibi bir değişime uğramış.
Ataol Behramoğlu ise tam tersine Maltepe Askeri Cezaevi ve Barış Davası şüpheliliği evresi onu daha bir toplumcu-halkçı-protest bir çizgiye yerleştirmiş.
Sisteme, düzene ve aydın umursamazlığından öte duyarsızlık ve sorumsuzluğuna tepki satırlarında bir bıçağın sivri ucu gibi, bir merminin namludan çıkışı gibi etkileyici dizelerle bütünleşmiş.
İçinde bulunduğumuz ortam ve zamanın koşulları ile birleştirilen birkaç tümce ile de seyirciyi coşturan, ajite eden, kamçılayan bir ideoloji kazandırmış.
Aydın olduğunu savlayan ama çevresini aydınlatmaktan aciz, beceriksiz aydına veryansın ediyor Behramoğlu. Boş verici, duyarsız, benden geçtici aydını hoş görmüyor.
Elbette geçen sayılarımızda Harika Külçür ve öteki yazarlarımızın anlattığı, yansıttığı bir başka Behramoğlu da yok değil sahnede. Söz gelimi “Aşk İki Kişiliktir” ve buna benzer birkaç şiiri ile 2008 yılında yazdığı son şiirlerini topladığı şiir kitabındaki çoğu şiirler.
Yani sanatçının topluma karşı olan sorumluluğunu unutmamış. Benden bu kadar dememiş. Bu yüzden çok renkli bir yaşamı da var yakın özgeçmişinde. Sanatçı kişiliğine sahne duruşu ve fiziğini, müziğin de albenisini ekleyince ortaya Haluk ÇETİN ile birlikte ilginç iki kişilik bir sahne gösterisi çıkmış.
Meslek ve sanatı, zenaatı, yaşı ve toplumsal yeri, cinsiyeti ve dünya görüşü, ten rengi ve din görüşü ne olursa olsun halktan kopmayan, onları aydınlatma sorumluluğu bilincindeki, hoşgörülü ve dışlamayan, kendisiye barışık, kendini ondan üstün görmeyen aydın tiplemesini ne çok özlemişiz meğer.
Çevremizde ve çevrenizde bu kavramlara uyan aydınlara selam olsun.