ALİ TÜRKHAZ YAZILARI

BİR DAKİKA

Terör mü Ayaklanma mı Yoksa İÇ SAVAŞ MI?

Hastalığı iyi teşhis ederseniz tedavisi de kolay olur.
Türkiye’yi sarmalına alan KÜRT SORUNU son otuz yıldan beri  artarak sürüyor.
Başlangıçta “Güneydoğu Sorunu” olarak iyimser yorum-teşhislerle  bu bölgeye yapılan büyük yatırımlar (barajlar,fabrikalar,enerji santraları,ulaşım ve eğitim,devlet yatırımları vb.)ne yazık ki amacına ulaşmadı.
Buna ayrılıkçı kürt odakları ve terörden beslen dış güçler tarafından “engellendi”de denebilir.
Küçük köy ve dağınık mezraların  “köy kent”projesi kapsamında birleştirilmesi,yatılı bölge okulları gibi iyi niyetli girişimler sürdürülemedi.
O zamanlar bölgeye daha çok egemen olan “ağalık” ve “şıhlık “ varlığı siyasal ve ekonomik bakımdan hem düşünülen toprak ve tarım reformu ile topraksız köylüye toprak verilmesi ve arazinin sulama ,depolama,verimli hale getirilerek  bölgenin ve dünyanın tahıl ambarı haline dönüşmesi kâğıtta kaldı.
Yatılı bölge okulları ise ilk ürünlerini vermeye başladığında  kendini kürt olarak bilen eğitim öncesi ve sırası çocuklara bunun doğru olmadığı,etnik ayrımın önemli olmayıp yaşanan ülkedeki herkesin TÜRK ve Türkiyeli olduğu bilinci yerleştirilmeye başlandığında parlamentoda büyük çatışma ve karar mekanizmalarında kilitlenmeler oluştu.Bu proje de akim kaldı.
Bir kısım çeteler bazı dış ülkelerin petrol,uyuşturucu ve silah endüstri ve ticareti için araç olarak kullanılıp ileri teknoloji ile donatıldı.TC ordusunda o tarihte bulunmayan Rus ve Amerikan yapısı uzun namlulu ve otomatik ağır silahlar ele geçirildiğinde ancak işin bu boyutunun farkına varıldı ki  artık iş işten geçmişti.Kanser bünyeyi sarmıştı.Ağırlıklı olarak güney doğu kırsalından sınır köy,ilçe ve illerinde  kurtarılmış bölgeler oluşturuldu,Türk Bayrağı ve Türkçe deyimler,Türkçe konuşma ve yazı kaldırıldı.
Batı bölgelerinde de zaman zaman gerçekleşen  bombalı intihar saldırıları ve sabotajlarla da terörün kapsamı ortaya çıktı.
Ne yazık ki Batı Avrupa’da bazı ülkeler bu terör ve teröristlerin yayın,yönetim merkezlerine  destek çıkarak sığınmalarını kabul etti ve Türkiyenin yürüttüğü terörle mücadele programını engelledi.Siyasal,ekonomik ve stratejik ambargolar uygulamaya başladı.
Uzun süre bu ayrılıkçı topluluk ve örgütü “terör örgütü”olarak listesine almadı.Bunların başında Fransa’yı sayabiliriz.Doğuda ise Irak,İran ve Suriye ile güneyde  İsrail bunlar arasında.
Ayrılıkçı güçlerin demokratik platforma taşınması ve parlamentoda temsili gibi saf bir düşünce onu parlamentoya taşıdı.Terörist başının yakalanarak İmralı’da özel korumaya alınması da hastalığın yayılmadı ve tedavinin giderek güçleşmesinin faktörlerinden biriydi.Teşhis doğru ama tedavi yöntemi ile kullanılan ilaçlar yanlıştı.
Şimdi artık terör bir başlı iken üç başlı hale gelmişti.
Biri İmralı Adasında,öteki parlamentoda,üçüncüsü de kırsal kesimde dağlık arazide birinin verdiği talimat tabana ulaşıyor ama öteki  odak  düşünülen Türk/Kürt  baharını sabote ediyordu.
12 Haziran 2011 genel seçimlerinde iktidar partisinin güney doğuda elde ettiği başarı ve kürt oylarını bölmesi işin bir iç savaş halinin oluşması için milat oldu.Bunun sinyalleri de İmralı’dan ve parlamentodaki siyasal uçlarından seçim öncesi tehdit ve şantaj formatında  kamuoyuna yansıtılmıştı.
Yani Perşembenin gelişi Çarşambadan belliydi.
Artık herkes bilmeli ve kabul etmelidir ki bu bir iç savaş’tır.Ayaklanmayı aşmıştır.
Bu konuda Türk Silahlı Kuvvetleri askeri okul ve akademilerinde  nazari ve pratik mücadele yöntemleri elbette vardır.Yurt içi ve yurt dışı  kaynakları,yerleşim alanları,imkân ve kabiliyeti,lojistik güç ve destekleri ile harekât taktikleri,tahmini sayısal güç ve örgütlenme biçimi bilinmektedir.
Şimdi oyunun kurallarına göre oynanma zamanıdır.
*GÜNEY Doğuda “barış baharı “ süreci sona ermiştir.
*İmralı saltanatına derhal son verilmeli bu savaş suçlusu Sincan yada Silvri cezaevine nakledilmeli,emsal hükümlülere uygulanan tretman  her hükümlü gibi ona da eşit olarak uygulanmalıdır.
*Ayrılıkçı güçlerin Parlamentoda bulunan siyasal uzantıları yakın takibe alınmalı,parlamento dışındaki söz ve eylemleri soruşturma ve dokunulmazlıkların kaldırılması gündeme alınmalı,tutuklanmalıdır.
*Eşkıya kırsal kesimde tek tip savaş yöntemi izlememekte,her seferinde farklı şablonlar ve teknoloji kullanmaktadır.Bu durumda TSK nın uyguladığı tek tip savunma ve taarruz ya da gayrı nizami harp şablonunu da terk etmesi gerekir.Her birliğin bir öncü ve artçı yedeği belli bir mesafeden iz sürmek üzere 10-20 şer kişilik paralı,yürekli,deneyimli,kır gerillası,silah ve savaş bilgisi olan,yakınlarına her türlü sosyal güvenlik olanağı derhal sağlanan tim’ler oluşmalı,havadan da devriye gözetim ve izlemeli sayıları yüzden az olmayan bu güçler dünya silah endüstrisinin giyim-kuşam,silah ve teçhizat,paket beslenme ve sağlık donanımları ile donatılmış olarak en az 1 yıllık bir tatbiki eğitimden sonra cepheye sürülmelidir.
Tatbiki eğitimin yeri hassas bölgelerdeki az riskli alanlar olmalı,zaman zaman uygulamalar yaptırılmalı,başarısı görülmelidir.
*Bu bağlamda bıçağın gerçekten kemiğe dayandığı ve bu mücadeleye katılmak isteyen eski ordu mensubu ya da muvazzaf askerlik görevini yapmış gönüllüler isteğe bağlı olarak askerlik hizmetine alınmalı,bunlar da aynı eğitimden geçirilerek aynı koşullar altında iç savaş mücadelesinde yararlanılmalıdır.
*Yazılı ve görsel medyada şehitlerle ilgili olaylar ve cenaze törenleri  engellenmelidir.Halkın daha fazla ve topyekün kahrolması ve tahrikinin önüne geçilmeli,tam tersine eşkiyanın aldığı hezimetler,gördüğü  can ve mal kayıpları,bombalanan yerlerdeki hasar durumu teşhir edilmeli,moral unsuru öne alınmalıdır.
Unutulmamalı;Bu bir iç savaştır ve her geçen gün genişlemektedir.
Çok geç olmadan  kontrol altına alınmazsa  uluslar arası güvenlik güçleri ve bu durumda payı olan dost bildiğimiz timsah ülkeler BM adı altında NATO yu fiilen bu bölgeye sokacaktır.
İşte o andan itibaren de Bosna,Irak,Afganistan ,Libya ve benzeri ülkelerle aynı kaderi paylaşmak zorunda bırakılacağız.
İstemiyoruz.