ALİ TÜRKHAZ YAZILARI

BİR DAKİKA

TUZAK

Yargıtay 9. Ceza Dairesinin verdiği tahliye kararlarının suçlusu aranıyor. Adli tıp, Yargıtay İçişleri Bakanlığı, Sınır Güvenliğinden sorumlu öteki kurumlar ve parlamento vs…
Ne kadar saçma ve ne kadar amiyane deyimler - atasözleri akla geliyor bu konuya uyan!
Hukukçular bilir. Ceza yargılamasında şüpheli – sanık – hükümlü akışında sanık ile hükümlü arasında ‘‘hükmen tutuklu’’ diye bir kavram vardır. Bu kurum kapsamına giren sanıklar haklarında hüküm verilmiş ama kesinleşmemiş olan kişilerdir. Gerek AB yasalarının tutukluluk süresinin üst sınırını belirleyen hükümleri ve gerekse hükmen tutuklu kavramının yorumunda ilgili dairenin SIĞ YORUMU bugün ülkemizi büyük bir iç savaşın eşiğine getirmiştir.
Tahliye olan, kendi deyimleriyle ‘‘Dinci Kürtlerle Ulusalcı Kürtler’’ şimdi biri İmralı’da ötekileri ise İran veya başka bir doğu ülkesinden pazarlık içindedirler. Pazarlığın konusu ise gelecek genel seçimlerde ılımlı İslam ile Kemalist ve yurtsever Türklere karşı seçim işbirliği yapmak ve radikal bir Kürdistan kurulması için ortak bir çalışma içine girmektir. Düşünülmesi bile korkunç olan bu fikrin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini, bu ittifakın kurulabilip kurula bilemeyeceğini gelecek günlerde anlayacağız. Bu tahliyeler sonrasında kamuoyunda oluşan bir şartlı tahliye (Önceden olduğu gibi PKK Militanlarına karşı savaşmak ve onları yok etmek şartı ile serbest bırakılma) ironisinin doğru olup olmadığı da böylece anlaşılabilecektir.
Ancak bu iki varsayımdan hangisi oluşursa oluşsun gelecek günlerde ülkemizi güneydoğuda başta olmak üzere kırsal kesimlerde ve uç kasabalarda büyük bir sokak ve kır çatışması beklemektedir. Tunus’ta oluşan başkaldırı kalıbı tam uymasa bile orijini ile tipik bir ABD senaryosudur. Bu senaryo çok değişik şekliyle Türkiye için ilk baskı bile sayılabilecek orijinal bir iç çatışmayı beraberinde getirebilir.
Peki, bu olasılığa karşı çözüm nedir? Çözüm Güneydoğu ve Doğu Anadolu da olağanüstü hal yönetimidir. Türk ordusu ile öteki güvenlik ve koruma güçlerinin aralarında bozulan barış ve eşgüdüm yapısının derhal onarılıp bu bölgelerde olabilecek bu türden çatışmalara ve saldırılara karşı etkin ve caydırıcı bir uygulamaya geçilmesidir.
Sınır ilçelerinde ve illerinde başlatılan KÜRTÇE deyimlerin resmi kurumlar ve çarşı-pazarlarda kullanılması alışkanlığı derhal önlenmeli TBMM çatısı altında PKK’nın siyasal sözcülüğünü yapan ve bu örgütü teşvik, tahrik ile destekleyen Milletvekilleriyle Belediye Başkanlarının yetkileri askıya alınmalı. Olağanüstü hal valilerine geniş yetkiler verilmelidir.
Bu önlemler alınamadığı takdirde tahliyelerden sonra kamuoyunda oluşan ve siyasi iktidara atfedilen ‘‘İTİ İTE KIRDIRMA’’ ironisinin de gerçek olup olmadığı ortaya çıkacak ama ülke insanı ile kalkınması ile ulusal birliği büyük bir yara alacaktır.
12 Haziran Genel Seçimleri güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde PKK ile Hizbullah’ ın ittifakı halinde AKP’ye karşı, bu olasılığın gerçekleşmemesi halinde Hizbullah’ın bağımsız adaylarla PKK gibi parlamentoya girmesi, bu çatı altında mevcut siyasi uzantıyla birleşmesi ve TBMM’nin bu dönem sonrası bir barut fıçısı haline dönüşmesine yol açacak. Bu çatışma yurt genelinde de kendisini gösterecek, hiç düşünmek bile istemediğimiz halde Birleşmiş Milletler ve NATO’nun müdahale edebileceği bir ortam doğacaktır.
Oluşacak bu kaostan Hizbullah önderlerinin açıkça ifade ettiği gibi en büyük zararı Laik, Kemalist ve Türk Yurtseverleri görecektir.