DR. CEM AYDEMİR YAZILARI |
|---|
URLA'nın ANTİK KENTİ KLAZOMENAİ İon uygarlığının en önemli liman kentlerinden birisi olan Klazomenai, Urla İskelesi yakınlarında yer alır. Kuruluş tarihinin İÖ 1000 yılına kadar uzandığı bilinmektedir. Şehir yaklaşık olarak 2 km çapında bir alanına sahipti. Kentin büyük kısmı şimdiki Urla İskele bölgesinin yerleşim alanının altında şehri çeviren surlar ile tiyatrosu ise denizin içinde kalmış.. Bu ünlü kentten günümüze ulaşabilen çok az eser var. Urla Devlet Hastanesi yakınlarındaki Limantepe höyüğü ile bunun hemen yanındaki seramik atölyesini gün ışığına çıkarma çalışmaları 1981 yılından beri süregelmekte. Kentin bir fay hattı üzerinde bulunduğu bilindiğinden bir deprem sonucunda yer altında kaldığı düşünülmektedir. Şehrin nüfusunun fazla olmamasına karşın mutlu ve zengin bir yaşamları vardı. Bölgeye özgü kaliteli kil kaynaklarını kullanarak üretilen amphora, seramik ve toprak lahitler çok tanınmıştı. Seramiklere siyah boya ile yapılan keçi motifi şehrin bir simgesi olarak kabul edilir. Bu bölgede yetişen zeytinlerden elde edilen zeytinyağının ihracatına dayanan ticari faaliyetlerde çok gelişmişti. Şehir İÖ 600’da Lidya saldırısına uğrar. İÖ 499 yılında ise bu bölgenin tamamının Pers orduları tarafından işgal edildiğini görmekteyiz. İşgale karşı Klazomenai’de diğer İon kentleriyle birlikte isyan hareketi başlar. Bu isyanın kısa bir sürede bastırılmasından sonra Perslerin Ilımlı politikaları da sonlanır. Şehir sakinleri gittikçe sertleşen baskılardan bunalıp, belkide korktukları için ana karadaki topraklarını bırakarak Karantina Adasına sığınıp yaşamlarına burada devam ederler. Büyük İskender’in Tüm Anadolu’da Pers egemenliğine son vermesinden sonra Klazomenai’de barış ve huzur dönemi gelir. Bu yıllarda Karantina adası bir yolla ana karaya bağlanır. Ticaret hayatı özellikle zeytinyağı ticareti ile yeniden eski günlerine döner Büyük İskender’in bu bölgeye gelmesiyle hızla gelişen Klazomenai, tiyatrosu, surları ve de sosyal hayatında kazandığı canlıllıkla yepyeni bir kent olur. Roma İmparatorluğu döneminde de şehirdeki hareketlilik ve refah sürer. Şehir İS 5.yy da muhtemelen bir deprem ile yıkılarak bir kısmı su bir kısmı da toprak altında kalarak kaybolup gitmiştir. Karantina adası ile şehri birleştiren eski antik yol günümüzde yer yer belli. Adanın kuzey ucunda bulunduğu bilinen tiyatro ise tamamen kaybolduğundan bu bölge toprak bir yamaç şeklinde izlenmekte. Adanın kıyısı boyunca mevcut olduğu bilinen antik liman ve rıhtım denizin içinde kaldığı için ancak su altı araştırmaları sırasında az çok görülebilir. İskeledeki pazaryerinin yan tarafında bulunan ve başka bir yazımda ayrıntılı olarak bahsettiğim zeytinyağı işliği antik şehirden günümüze ulaşan en önemli bulgudur. Limantepe’de devam eden kazılar, deniz seviyesinin o yıllarda yaklaşık 8 metre aşağıda olduğunu göstermekte. Bu bölgedeki tarih öncesi çağlardan kaldığı düşünülen çeşitli kalıntıları gün ışığına çıkarmak için yapılan arkeolojik çalışmalar hızla devam ediyor. Çok fazla ayakta kalmış eser olmamasına karşın Neolitik ve İlk Tunç devrine ait bilgi edinmemizi sağlayan buluntuları her zaman ilgi görmüştür. Kazılar sırasında çıkartılan eserler İzmir Arkeoloji Müzesinde görülebilir.
|