ölü kent günlükleri
hey hey yine de hey hey
hiçbir yere ait olamadım hiçbir zaman
kendi içimde hep göçebe yaşadım
sürü içinde bir koyun olmaktansa
sığlığın sıradanlığın ve körlüğün
eli kolu bağlı tutsağı olmaktansa
hep yalnız yaşamayı yeğledim
acısını çekmek ne güzel özgürlüğün
derinliğin duyarlılığın sıra dışılığın
acısını çekmek ne güzel aydınlığın
ölü kentte yine kol geziyor ispiyoncular
ölü kentte göğün gözleri yerin kulakları var
ama yüreği yok ihanetin yüzü yok
sallasan ispiyonculara değecek-beni bağışlayın
kalabalığın içinde kendimi çırılçıplak sanıyorum
iki büklüm kapanıp yalnızlığıma sığınıyorum
bu eşitsiz koşullardaki yarışı siz kazandınız
ben yitirdim kutlarım sizi kendinizi alkışlayın
ben
yazın öğretmeni
ölü kentin tanrılarına başkaldırmış
delik deşik yüreğini
avuçlarında taşıyan çocuk
düşe kalka yaşayan çocuk
göz yaşlarından şiirler damıtan çocuk
ben
o yasak kitabın yazarı
ölü kentin yalnız gezeri
bir gün
diri diri gömdüğünüz gömütümden çıkacağım
ve ardına dek açacağım
kilitli tüm kapıları
maskeler düşecek özüne dönecek her şey
ölü kentin ortasında bir ateş yakacağım
hey hey yine de hey hey