HAZAL YILMAZ YAZILARI


TÜTÜ

     Babasının seslenişiyle uyandı, küçük Hilal. Uyanırsa onları merak etmemesini sadece yürüyüşe çıkacaklarını duyar gibi oldu, yarı uykulu. Sonra tekrar uykuya daldı.
Rüyasında her şeyini paylaştığı, arka komşuları, dünyalar kadar çok sevdiği Tülay Teyzesi'ni gördü. Onlara her gittiğinde olduğu gibi yine sütü ve kurabiyesi hazırdı. Ama o ortalarda yoktu. Ürktü, buz kesti. Sonra sesini duydu. Çocuksu, masum bir gülümseme belirdi yüzünde. O yine bahçesindeydi. Çok sevdiği sardunyalarıyla uğraşıyordu. Sadece sardunya değil tabi ki çeşit çeşit çiçekleri vardı bahçesinde. Orası cennetti sanki Hilal 'e göre. Küçük yumuk yumuk elleriyle sarıldı ona, sanki bir şeylerin olacağını hissetmiş gibi. Sımsıkı sarıldı. Bırakmayacakmışçasına... Sonra minik kollarını sıyırıp yardıma başladı.
Pembe, kırmızı ve daha bir sürü, rengârenk sardunyalar ektiler beraber. Bir tanesine Tütü, bir tanesine de Hilal adını verdi. Yine çok güzel bir gün geçirmişlerdi. Zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordu, küçük kız onun yanında. Her gün onunlaydı. Her geçen gün daha da güzel şeyler paylaşıyorlardı.
Hilal güzel bir sabaha uyandı yine. Kuş sesleri, hafiften esen rüzgâr ve kızarmış ekmek kokusu... Boyunun yetişmediği lavabonun altına Tütü teyzesiyle birlikte süslediği taburesini dayadı ve aynaya baktı. Büyümeye pek hevesliydi.
Annesini kıyafetlerini, topuklu ayakkabılarına giyer, takılarını takar, makyaj malzemelerini bilmeden sürüştürüp TüTü teyzesinin yanına giderdi. ''Baak ben büyüdüm kocaman, oldum '' Ertesi sabah yine onun yanına gitti.''Günaydın Tütü '' dedi sevgiyle. O yine sardunyalarını suluyordu. Sanki onlara bir şey olmasını istemiyormuş gibi... Kahvaltıdan sonra onunla birlikte köpeği Şanslı'nın kulübesini boyayacaklardı. Çok sevinçliydi. Akşama doğru rengârenk olmuştu kulübe. Boya içindelerdi ama çok eğlenmişlerdi ve bu her şeye değerdi.
Sanki Tütü' yle birlikte büyüyordu, Hilal. Fakat son günlerde biraz rahatsızlanmıştı Tülay teyzesi. Hep onun başındaydı. Önemli bir şey gibi görünmüyordu ama bu yine de o küçük kızı endişelendirmeye yetiyordu.
Böylece korkuyu tanımıştı. Gerçek korkuyu... Ne karanlıktan korkmaktı bu ne de kuzenlerini anlattığı canavar hikâyelerinden korkmaktı. Bambaşka şeylerdi hissettikleri. Kaybetme korkusunu tanımıştı minik kız ve bu hiç hoşuna gitmemişti.
Bir gece yine aynı rüyayı gördü, Hilal. Yine o rengârenk bahçeye girdi. Tütü teyzesi sütünü ve kurabiyesini hazırlamıştı. Yine göremedi onu ama bu sefer korkmadı. Çünkü bahçede olduğunu biliyordu. Bir sevinçle bahçeye koştu. Ama o yoktu. Her zaman olduğu gibi saklambaç oynadıklarını sandı. ''Tütü neredesin? Hadi çık ortaya...''
Gözüne beraber ektikleri sardunyalar çarptı. Tütü'nünki solmuştu. Anlam veremiyordu hiç birşeye. Gözleri doldu. ''Tütü hadi çık ortaya oyun oynamak istemiyorum!'' Ağlayarak köpeğinin kulübesine koştu. O da hala eskisi gibiydi, tek bir renk bile yoktu. O güzelim rüya, kâbusa dönüşmüştü.
Gözlerini açtı. Merdivenlerden aşağı indi. Dışarı çıktı ve arka tarafa doğru koştu. Kendini bir kalabalığın içinde buldu, Hilal. Kimdi bu insanlar? Ne işleri vardı burada?
Kalabalıktan annesini seçti. Ağlayanlar, telaşla telefona sarılanlar... Anne Tütü nerede? Bu insanlar kim?
Sonra hayatı boyunca unutamayacağı ve görmemesi gereken bir şey gördü. Tütü teyzesi yerde öylece yatıyordu. Anlayamadı, Hilal. Yanına doğru gitti. ''Tütü ben geldim hadi aç gözlerini.'' Oyunu bırak hadi uyan! Tütü...
İşte o küçük kız böyle sorgulamaya başladı yaşamı. En kötüsü de ölümün soğuk, ürpertici nefesini yüzünde hissetti. Bu da kaybetme korkusu gibi hiç hoşuna gitmemişti. Ama hayat, daha bir sürü hoşuna gitmeyecek duygularla doluydu. Alışacaktı minik Hilal. Zaman gelecek sarı kirpiklerini bile ıslatamayacak kadar taşlaşacaktı küçücük kalbi…