MERAL MALGIR YAZILARI

BİRİKTİRME SANATI ÜSTÜNE

 

            Bazen çocukluğumuzda başlar biriktirme merakı; benim neslimde “gazoz kapakları” ya da sakızlardan çıkan “artist resimleri”. Hani o Ayfer Tunç’un Yapı Kredi Yayınlarından 2001 yılında basılan, “Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek” adlı kitapta anlatıldığı gibi.
Daha sonra; pul, eski para, kartpostal gibi şeyler... Bende de aynen öyle oldu, giderek genişledi;  dergiler, gazete kesikleri (gazete kupürü demeyi hiç sevemedim) ve sonra kitaplar, imzalı kitaplar...

21.07.1959 tarihli Vatan gazetesinde yayınlanan “İmzalı Kitap Üzerine” başlıklı yazısını Cavit Orhan Tütengil, sonradan “Ağrı Dağındaki Horoz” adlı kitabına da aktarmış. (Derlemeler, Çan yayınları, İstanbul, Nisan 1968, 158 sayfa, 5 lira).

Yıllar sonra Prof. Haluk Oral da ilginçtir, sayıları binlerce olan topladığı imzalı kitaplarının sadece bir tanesinin kendi adına Fazıl Hüsnü Dağlarca tarafından imzalandığını söyler. Biriktirdiklerinin tamamı yazarların başkalarına imzaladığı kitaplardır.

Haluk Oral, Dünya yayınlarından 2003 yılında çıkan “Bir imzanın Peşinden” adlı kitabında: “Ben hiç bir imza gününde kimseye birşey imzalatmadım, öbür türlüsü biraz zorlama. Peşine düşülecek bir hikâye yok o imzalarda. Kitabını imzalayan ve kitabın adına imzalandığı kişi üstüne araştırma yapılınca bir hikâye ortaya çıkabiliyor. O ilişki sizi bir yere götürüyor. Başka bir kitap okuyorsunuz ve derken oradan oraya giderken bir hikâye çıkıyor ortaya” diyerek kitap imzalatmaya başka bir boyut getiriyor (Söyleşi: Pınar Türen; Boğaziçi Dergisi, Nisan 2006, Sayı: 106, sayfa: 38-41)
Nomak aile kitaplığında da adıma imzalanmış epeyce kitap var. Epeyce dediğimde, binlerce anlaşılmasın sakın; Belki yüz kadar... Hele imzalı bir kitap var ki bu gün sizlerle paylaşmak istediğim.
Cavit Orhan Tutengil; “Ziya Gökalp Üzerine Notlar” Türk Sosyoloji Cemiyeti Yayınları, Celtüt Matbaası, İstanbul-1956, 56 sayfa, 1 Lira.

 

İlk sayfasında: Kemal Beye, Sevgilerle 15.12.1956. Tütengil (imza)

Ben 1948 doğumlu olduğuma gore, ilkokula başladığım yılın tarihini taşıyor bu kitabın imzası, Elbette adı geçen Kemal Bey, ben değilim. Bir kaç sene önce bir dostum sahaflarda bulunca ve benim de ilgimi bildiğinden almış, bana verdi. 1967-1969 yıllarında İstanbul Üniversitesi’nde hocam olan ve bazı kitaplarını Kemal Nomak adına imzaladığı, Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil’in bibliyografyasını hazırlamak da bana nasip oldu. (7 Aralık 1979 tarihinde öldürüldü, yakalanmayan katilleri hala aramızdalar)

Arşivimdeki; eski fotoğraflar, dergi koleksiyonları ve gazete kesikleri ise bir hayli fazla. Konu başlıkları ile ifade etmek bile zor; Urla, Necati Cumalı, zeytin-zeytinyağı, üzüm-şarap, müze, arkeoloji, çevre, yazın, yazar-şairler, tarih, mübadele, anılar, basın-yayın; ilk aklıma geliverenler. İlgilenenlere, araştırmacılara aktarmak istediğim.

Efemera” kelimesi; basılı, baskılı kağıt biriktirme işlemini tarif etmekte kullanılıyor. Bir çeşit koleksiyonculuk türü.
Diğer biriktirilen objeler ise cinslerine göre antikacılarda kendilerine yer buluyor.

Aman dikkat, “Biriktirme-Saklama” konusunu abartmamak gerek, sonra “bütün bu birikenleri ne yapacağım?” korkusu başlıyor, bencileyin.

Her şeyi biriktirme de aşrıya kaçınca hastalık safhası başlıyor.
Gidilen maç, sinema, tiyatronun biletleri, boş yoğurt kaseleri, yanmış kibritler, boş kibrit kutuları, hele hele şişeler; içki-parfüm şişeleri kimine göre değerli, kimine göre çöp...

1972 yılında evlendiğimizde, ilk ev sahibimiz Bay ve Bayan Keller’in bize tesbih yapmak için verdikleri, temizlenmiş ve delinmiş zeytin çekirdekleri geçende elime geçince bu yazıya esin oldu.
Ben emekli olduğumda, onlardan tesbih yapacaktım.
Bunca zamandır fırsat bulamamışım; biriktirme, saklama nereye kadar...