TANINMIŞ BEKTAŞİLER VE NEYZEN TEVFİK
Dergimizden geçen gün gelen e-mektubun bir cümlesi; “Şubat İmecenin konusu Alevilik ve
Bektaşilik olarak belirledik...” diyordu.
Bu konuda yazacak kadar kendimi bilgili ve ilgili olarak görmüyorum ama kütüphanemden ve gazete kesikleri arşivimden de yararlanıp yine de bir şeyler derlemek istedim.
Yunus Emre:
Şeriat, Tarikat yoldur varana,
Marifet, Hakikat ondan içeru” demiş yüzyıllar öncesinde.
DİNİN ÖZÜ TASAVVUFU 1936 doğumlu Kâzım YARDIMCI şöyle tanımlar:
“Bilindiği gibi, her bilgin DİNİ kendine göre yorumlamıştır. Mesele, bu yorumların dinin özüne en uygun olanını seçebilmektir. Tasavvufi Din yorumu İslâm’a en uygun olanıdır. Çünkü Tasavvuf: Dinin özünün öğretisidir. Kabukla- dışla, şartla- şeriatla, yani teferruatla uğraşmaz. Tasavvuf; Allah, Doğa ve İnsanı ve bunların gerçeğini öğretmeye çalışır.
Doğadaki güzellikler, düzen ve hikmet Allah’ın doğaya yansımasıdır. Doğa, Tanrının eseridir. İnsan ise en büyük eseridir. Çünkü insan ten ve ruhtan (Akıldan) oluşmuştur. Dış ve iç âlemin bileşimi (sentezi) olduğundan tüm âlemlerden üstündür. Tasavvufçu, bu doğadaki; bilgiyi, düzeni, hikmeti ve güzelliği yaşamaya, insandaki fiziki ve ruhi güzelliği görmeye ve insanın hakikatini öğrenmeye çalışır. Kendini bilen Tanrıyı bilir. Kısaca, Tasavvuf Marifet, Hikmet (Bilgi) ve Aşktan, Sevgiden ibarettir.”
Hacı Bektaş Veli’nin yolundan giden insanlar arasında, tarihe geçmiş birçok ünlü isim de yer alır.
Bunlardan biri de Neyzen Tevfik (Kolaylı) dır. Bodrum’da 1878 yılında doğdu, babası muallim Fehmi Efendidir. Onüçündeyken, 1892'de babasının "Urla Rüştiyesi"ne atanması üzerine, ailesiyle birlikte Urla'ya gider. Bir yıl sonra, usta bir neyzen olan Berber Kâzım'la tanışır ve ondan ney dersleri almaya başlar.
1893 de ilk sara nöbetini geçirir. Aile büyükleri, bunu neyin etkileyici sesine bağlayarak onu bu tutkusundan vazgeçirmeye çalışırlar, bu arada okulu bırakmak zorunda kalır. Annesi ile İstanbul'a gider ve altı ay sonunda Pepo adlı bir doktor hastalığını kontrol altına almayı başarır. Gerekli ilaçları verir ve "Neyzen'in üzerine gidilmemesini ve en çok hoşlandığı şeyleri yapmasına izin verilmesini" tavsiye eder. Ve öyle de olur.
Öğrenimine ara verir, gönlünce gezip tozmaya ve neyi ile ilgilenmeye başlar.
Biraz düzelen Tevfik'i babası, bir yıl sonra ve son bir umutla, yatılı olarak "İzmir İdadisi"ne (lise) verir.
Ancak sara nöbetleri yeniden başlar ve böylece okulu bırakır. Neyzen Tevfik, neyini koltuğunun altına sıkıştırdığı gibi İzmir Mevlevihanesi'nin yolunu tutar.
Ney üflemede gösterdiği başarı dolayısıyla kısa bir süre içinde büyük şöhret kazanır.
Düzenli bir eğitim görmediği halde, çevresindekilerin yardımı ile tasavvuf alanında geniş bilgi sahibi olur. Zor geçen bir yaşamdan sonra 28 Ocak 1953 tarihinde İstanbul’da vefat eder.
Hayliden hayli kalınlaştı yobazlık yeniden,
Softalık zorlu anırtı ile aldı yürüdü.
Kara bir kinle taassup pusudan çıktı yine,
Yurdu şâhâne cehâlet yeni baştan bürüdü.
Neyzen Tevfik için son söz;
Aksedince gönlüm şems-i hakikat pertevi
Meyde Bektaşi göründüm, Neyde oldum Mevlevi
Meydan Larousse, Büyük Lügat ve Ansiklopedi, İstanbul -1972, Cilt:9, sayfa: 328
“Bektaşilik”, Cumhuriyet Gazetesi eki (16 sayfa), 16 Ağustos 1995,
İnternet: S.Alcinkaya ‘da Neyzen Tevfik sayfası