NAMIK KEMAL NOMAK YAZILARI

NOMAK’IN SEÇTİKLERİ

 

                       Atatürk ve Basın                  

Atatürk’ün  “Basın, milletin müşterek sesidir.”  Sözü, Gazetecilik Eğitimi veren kuruluşların ve de Gazeteciler Cemiyetleri’nin duvarlarına yazılmıştır. Bazı yerlerde de “Basın hürriyetinden doğabilecek zararların giderilmesi de ancak basın hürriyeti yolu ile olabilir” diyen Atatürk’ün ifadesi yer alır.

24 Temmuz “Türk Basınından Sansürün kaldırılması Günü ve Gazeteciler Bayramı” olarak, 1908 yılından bu yana kullanılagelmiştir.

1938 de aramızdan ayrılan Atatürk’ün sözlerinin, 70 yıl sonrasında 2008 yılında da hâla güncelliğini koruması onun ne kadar ileri görüşlü olduğunu göstermektedir.

Elbette, “basın” ifadesini dar anlamıyla sadece gazete ile sınırlamamak gerekir, günümüzde “medya” diye ifadesini bulan, yazılı basın, sözel basın, görsel basın hatta internet haberciliği ile geniş olarak düşünmek durumundayız.

1950’lerde yaşananlar sonrası, 1960’lı yılların başında Basın İlan Kurumu’nun kurularak devletin resmi ilanlarının tarafsızlıkla dağıtılması amaçlanmış ve yasal zemin oluşturulmuştur.

İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nün kuruluşunun 21.yılında (1976) mezun olan öğrencilere (benim de 1970 öncesi öğretmenim olan) Doğan Heper şöyle seslenir;
Eğer Basın mesleğinde çalışmak; muhabir, gazeteci olarak başarılı olmak istiyorsanız her şeyden önce şu ilkelere uyun;
* Okuyun çok okuyun.
* Yabancı dil öğrenin
* Mert, dürüst ve onurlu davranın,
* Sokulgan, samimi ve sempatik olun. Bilin ki mücadele bundan sonra başlıyor.

Yeni bir milenyuma girildiğinde 2000’li yıllarda ise, bu sektör ekonomik olarak oluşan tekellerin kontrolüne geçmiştir. “Bağımsız habercilik” denilen kavram yerine “Hangi taraftasın ona göre haber yap” şekline dönüşmüştür.
*
I. Paylaşım Savaşı’ndan yenik ayrılan Osmanlı, 30 Ağustos 1918 tarihinde Mondros ateşkes anlaşmasına imza atar. Birçok şart arasında “Türk Ordusu terhis edilecek ve silahlarına, cephanesine el konacaktır” maddeleri de vardır.
 İstanbul’da yöneticiler ihanet içindedir. Anadolu’da yerel direnişler başlar. Bunların birleştirilmesi, toplumun bilinçlendirilmesi gerekir. 3.Ordu müfettişi olan Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkar. Erzurum, Sivas kongrelerini toplar. Sivas’ta çıkarılan gazetenin adı “İradeyi Milliye”dir. Burada da, “Ulusal güçleri birleştirme” hedefi vardır
Bütün bunları da 1920 yılının hemen başında gören Mustafa Kemal, “Hâkimiyet-i Milliye” gazetesini kurar, başına kendisine kararlılıkla bağlanmış yedek subay Recep Zühtü’yü getirir. Hâkimiyet-i Milliye gazetesinin çıkışı, o yılların Ankara’sında hiç de kolay olmamıştır. 1827 doğumlu (neredeyse 100 yıllık) matbaayı Konya’dan; kâğıtları Eskişehir’den;  mürekkep ve teknik malzemeleri kaçak yollarla İstanbul’dan (para ile) temin edilir. Para bulabilmek için önce abonelik sistemi kurulur, tanesi 3 kuruştan satılacaktır. “Hâkimiyet-i Milliye” gazetesi Atatürk’ün 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelişinden sadece 2 hafta sonra 10 Ocak 1920 tarihinde yayına başlar.
Anadolu Ajansı da, 6 Nisan 1920 tarihinde, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı 23 Nisan 1920 tarihinden 2 hafta önce kurulmuştur
Maddi olanaksızlıkların yanı sıra, gazete ve ajansın yazar-çizer takımına, fikirlerini anlayıp anlatacak insanlara da gereksinim vardır.

Mustafa Kemal; fikirlerini, ulaşmak istediği noktaları, kamuoyunun anlaması ve bilinçli hale getirilmesi gerekli noktaları, bizzat kendi kalemiyle veya diktesiyle ve yahut ta vasıta kullanarak gazete ile yaygınlaştırır. 

Hâkimiyet-i Milliye’nin Türk Kurtuluş Savaşı ve zafere ulaşmasında önemli rolü olmuştur.
Hâkimiyet-i Milliye gazetesi ne yapar? Bu gazeteyi bu kadar önemli kılan nedir? Gazetenin ilk sayısında Mustafa Kemal’in Hakkı Behiç’e not ettirerek yazdığı ve yazı heyeti imzalı yazıda şöyle deniyor:
Gazetemize bu ismi tesadüf olarak vermedik Gazetemizin ismi aynı zamanda mücadele yolunun da nevidir. Şu halde diyebiliriz ki, Hâkimiyet-i Milliye’nin mesleği, milletin hâkimiyetini müdafaa edecektir. (10 Ocak 1920, Hâkimiyet-i Milliye)

En büyük düşman, düşmanların düşmanı ne falan ne de filan millettir; Bilakis bu adeta her tarafı kaplamış bir saltanat halinde, bütün dünyaya hâkim olan “Kapitalizm” afeti ve onun çocuğu olan “Emperyalizm”dir. (20 Temmuz 1920, Hâkimiyet-i Milliye)

       …artık dünya iki büyük ordugâh haline dönüşmüştür: Bir tarafta zalimler ve kapitalistler, diğer tarafta mazlumlar ve bedbahtlar dünyası. (23 Temmuz 1920, Hâkimiyet-i Milliye)

Her olayın bir çekirdeği, düşünsel çekirdeği vardır. Hâkimiyet-i Milliye, bir düşünsel çekirdeği, devrimin, Anadolu İhtilali’nin özünde yatan bir düşünsel çekirdeğini barındırmaktadır. Türkiye’de yıllarca tabu olarak söylenilen, kovuşturmaları yapılan, üniversitelerde bilimsel müfredat içersinde bile öğrenilmesi mesele olan konular 1920’lerde Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde tartışılmakta, ortaya atılmaktadır. Yani 1920’lerdeki düşünce yapısı sonraki yıllardan çok daha öndedir.

            Milletin hâkimiyeti, ne sermayelerin, ne içi boş siyasetlerin, ne kinlere, menfaatlere, talih ve ne de istikballere yönelen geçici hislerin oyuncağı olamaz. Millet yaşamaya, hür ve müstakil yaşamaya, yaşadıkça olgun ve mesut bir Türk unsuru olmaya mecburdur. Hâkimiyet bunun için kullanılacaktır. Gazetemizin de gayesi, milletin bu ihtiyacıdır. (10 Ocak 1920)

İşte kurtuluş savaşımızı hangi fikirlerle başardığımızı özetleyen sözler. Dünya sistemini doğru anlamak; ne olduğumuzu, nerede olduğumuzu doğru görmek ve buradan yola çıkarak, gerçekçi bir yol çizmek... Günümüzün kimi aydınları yaptığımız devrime mucize diyorlar, ama onu biz yapmadık mı?


  Doğan Heper, İ.Ü. İletişim Fakültesi 55. Yıl Dönümü, (29 Kasım 1950-2005), sayfa:325, Ek-5, Önsöz

Orhan Koloğlu, tarihçi-yazar; Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu; Yrd. Doç. Dr. İsmet Görgülü;  “Gizlenen Atatürk” hâkimiyet-i milliye yazıları, 2006, CD üzerinde Belgeseli hazırlayan: Serkan Koç