NAMIK KEMAL NOMAK YAZILARI

NOMAK’IN SEÇTİKLERİ

 

                      AMAN DİKKAT

Urla imece okuru dostlarım merhaba,

            Ekim ayının ikinci yarısında, önümüzdeki ay dergi yazım için konum ne olsun diye aranırken, bu gün 18 Ekim 2008 Cumartesi günü saat:10’dan sonra TRT 1 yayınlanan (yanlış not almadıysam, yönetmeni Şeref Ulucan olan, 2008 yapımı) “Türkiye’nin Artıları” adlı televizyon programını izleyince içim bir başka aydınlandı:

           1921 doğumlu Aydın Boysan, bir taraftan bastonuna dayanarak yürüyor ve anılarını anlatıyordu. 88 yaşındaki bu çınar “Yaşlanmak
vazgeçmenin başlangıcıdır” dedi ve ekledi; “Oyun oynamaktan vazgeçen çocuk yaşlanmaya başlar” ben daha vazgeçmedim.

           60 küsur yaşından sonra kitap yazmaya başlamıştı, elinde 33. kitabı bitmek üzereymiş, simdi sıra
önsöz’de dedi, hani okuyucu en önce o sayfayı okur ama önsözler hep en son yazılır
Anılarında çocukluğunun geçtiği İstanbul’un Samatya semtini anlattı, hani sonraları adı değiştirilip, Koca Mustafa Paşa denilen semt. Kaç yüzyıllar öncesi,  Hıristiyan azizesinin adı verilerek yapılmış olan kilise, camiye dönüştürüldükten sonra bile adı değişmemiştir, hâla Ayasofya camisi denir…

            At kılından balık oltası yapardık, atın yanına yaklaşıp çifte yemeden kıl koparmaya çalışırdık. Sonra ucuna iğne bağlayıp, üçlü hale getirirdik, üçlüleri tekrar birleştirince dokuzlu olurdu. İki dokuzlu oltası olan çocuk en zenginiydi semtin, hatta hangi kızı istese alabilirdi... Diye anlattı;

Sahi yıllar önce Urla’da çocuklar nasıl oyunlar oynarlardı, Sayın Algan Tümerk, Sevgili Algan ağabey, lütfen bunları anlatacakları bir bir bulup kayda geçirmemiz gerek… İkimiz, birbirimizi gayrete getirelim; bir taraftan “Urla’da Kuvayı Milliye”, diğer taraftan “Urla’da eski yaşam” kayda geçirelim artık, birer birer unutulmadan, eksilmeden…

Bilgisayar ortamında çok yıllar önce kurulan “Cennet Gibi Bir Urla” grubunun, sanal ortamdan gerçeğe çıkma gayretleri birkaç yıldır devam ede geliyordu.
Ege Orman Vakfı’nın oluşturmaya çalıştığı Urla ormanına, 1000 adet fidan ile katılmıştı. Urla Kültür Merkezi’nde yeni yerine taşınan Halk Kütüphanesine, yeni kitap desteği vermişti. Urla’daki asırlık zeytin ağaçlarının da birer birer kaybolmasına, ucundan kıyısından çare
olabilir belki ümidiyle bazı üyelerle ilkbaharda çektiği fotoğrafları, 20-25 Ekim 2008 haftasında Urla Kültür Merkezi’nde sergiledi ve konuya dikkat çekmeyi hedefledi. Grubun içinde yıllardır üye olan bir insan olarak; eleştirmekten öte, bir işe yaramış olmanın huzurunu yaşattı bana.

Unutmayalım, “Zor kazanılan, zor kaybedilir. Kolay kazanılan, kolay…” Hatta günümüzde zor kazanılan da kolay kaybedilebiliyor. Yaşamı asırlar süren Zeytin Ağaçları, betona teslim edilmesin. Aman Dikkat…
***