NOMAK’IN SEÇTİKLERİ
FATMA ALİYE
Urla imece dergimizin Aralık 2008 tarihli 26.sayısındaki yazımın başlığı “Türk Lirası geliyor” şeklinde idi ve 5,. 10, 20, 50, 100, 200 TL banknotları kısaca tanıtmıştım. Bu defa ise, epeyce ses getiren, 50 Türk Lirasından, Fatma Aliye Hanım’dan bahsetmek istiyorum.
İnternette dolaşan kimi mesajlara göre, “kullanmayalım, bankalara geri verelim başka değerdeki paralarla değiştirelim” gibi ifadelerin “gerçekçi olmadığını” düşünüyorum.
Adını ilk defa, 08.03.2007 tarihli Cumhuriyet Kitap Eki Sayı:890, sayfa:12 de, Metin Celal’in “Okuduğum Kitaplar” köşesinde, Fatma Aliye: Uzak Ülke (yazan: Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Timaş Yay.) kitap tanıtım yazısında “Fatma Aliye, ilk kadın Türk romancısı, 1862’de doğmuş. Tanzimat döneminin ünlü devlet adamı, hukukçu ve tarihçi Ahmet Cevdet Paşanın kızıdır. İslam felsefesi, matematik dersleri almış, kimyayla ilgilenmiş; Arapça ve Fransızca öğrenmiş. Fransızcadan yaptığı çevirilerle edebiyat alanına girmiş.” diye görmüştüm.
24 Ocak 2009 tarihli Cumhuriyet gazetesinin 3.sayfasında “Tanınmayan bir isim edebiyat dünyasını ikiye böldü” Başlığıyla verilmiş haberde, Prof. Dr. İlber Ortaylı (Tarihçi, Topkapı Sarayı Müdürü), Sevgi Özel (Yazar, Dil Derneği Başkanı), Turgut Özakman (Araştırmacı, Yazar), Konur Ertop (Edebiyat eleştirmeni) karşı görüşleri vardı. 50 TL üzerine “ilk Türk kadın romancı” olarak ifade edilen Fatma Aliye resmi tercih edildi. Ancak bu tercih, edebiyatçılar ve tarihçiler arasında farklı yorumlara neden oldu. Halide Edip Adıvar, Afet İnan gibi isimler dururken Fatma Aliye’nin tercih edilmesini eleştirenler, “Tanınmayan bir isim” dediler.
31 Ocak 2009 tarihli Cumhuriyet Hafta sonu eki, kapak sayfasında; “Paranın üstündeki Cumhuriyete küskün kadın” başlıklı yazı; “Sağ olsaydı Fatma Aliye Hanım, paranın üstüne kendi fotoğrafının konulmasını hiç hoş karşılamayacaktı. Çünkü Fatma Aliye Hanım, seyredilmekten hoşlanmıyor, Cumhuriyeti hiç anlamıyor, istemiyor onu, Cumhuriyete küskün. Onun en temel ilkelerine itirazı var. Ama Cumhuriyetin parasında da fotoğrafı var şimdi.” Eski bir fotoğrafı ile birlikte yer alıyor ve devamı 10.sayfada yer alan, Güray Öz imzalı yazıda, “Fatma Aliye Hanım: Saltanatın kaldırılmasını hiç istemedi, hilafetin ilgasına kızdı, harf devrimini öfkeyle karşıladı” diye devam ediyor.
Türkiye’nin ilk kadın romancısı olduğu da tartışmalıdır. Hatta ilk romancı galiba Zafer Hanım’dır. Zehra Toska’nın bulgularına göre Zafer Hanım tarafından 1877’de yazılan “Aşk-ı Vatan”ın ve Zafer Hanım’ın önceliği vardır” diye devam ediyor.
Oysa 12 Mart 2006 tarihli, Sayı.1042, sayfa 13 de, Osman Bahadır imzası ile yayınlanan “80 yıl önce Cumhuriyet” köşesinde; 25 Mart 1926 tarihli gazeteden bahisle, Ülkemizin ilk kadın doktoru Safiye Ali Hanım’ın bir fotoğrafını yayınlıyor, “Muayene; İstanbul’da Nuriosmaniye’de 52 numerolu hanesindedir. Telefonu 28 66 (sadece 4 haneli)
Fatma Aliye adının bende çağrıştırdığı -yakın çevremden- bir isim olan Fatma Samiye Hanım’dan da söz etmek isterim;
Arşivimde özenle sakladığım belgelere göre;
Nüfus cüzdanında, 1323 yılında Dersaadet'te doğduğu yazılı. Bir başka deyişle; 05.11.1907 tarihinde İstanbul'da, Kastamonu Defteri Hâkani Müdürlüğünden emekli, Yanya'lı Ebubekir Sami Beyden olma, Hayriye Hanımdan doğma, Fatma Samiye Hanım.
İstanbul Erenköy Kız lisesini ikmal ederek 1928 yılında 7/143 no.lu şahadetname, İstanbul Darülfünunu Fen Fakültesi ve Yüksek Muallim Mektebi Tabiiye zümresini ikmal
ederek, 12.03.1932 tarihinde, 2 no.lu diplomasını almış ve tayin olduğu İzmir Kız Lisesi’nde 30.06.1965 tarihine kadar 32 yılı aşan bir süre çalışmıştır.
İzmir Kız Lisesi'nde öğretmenliğe devam ederken, İzmir Amerikan Kız Koleji'nde de öğretmenliğe başlamış (1939), emekliliğinden sonra da uzun süre çalışmıştır (1972). Araştırmacı yazar Yaşar Aksoy'un Yeni Asır gazetesi'nde, 24-30.05.1999 tarihlerinde yayınlanan "İsrail'deki İzmir" başlıklı seri yazısında, "... Amerikan Kız Koleji'nde Mrs. Blake, Mrs. Foster, Samiye Hanım, tarihçi Fikret Hocanım, Zeki Baran, Müdür muavini İbrahim Beyin talebeleriyiz..." diyen öğrencilerinin ilk akla gelen isimlerden biri olacak kadar...
26.09.1996 tarihinde noterden düzenlettiği vasiyetname ile 1950 yılında böbrek hastalığından kaybettiği annesi Hayriye hanımı düşünerek, 1965 yılında emekli ikramiyesi ile aldığı ve o zamandan beri oturduğu -tek mülkü olan- Karşıyaka 1744 sokak No:8 de Menekşe Apt.nın 5 no.lu dairesini "Başkent Üniversitesi, Türkiye Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı"na bağışladı.
Önce annesiyle beraber oturan, -onun kaybından sonra da evlenmeyen- bizim otuz kusur yıllık komşumuz, İzmir’de otuz üç yıl boyunca lise eğitimi görmüş kız öğrencilerin neredeyse tamamının öğretmeni olan Fatma Samiye Berköz 11.11.1997 tarihinde 90 yaşında vefat etti. Balçova Belediye Eski Mezarlığında 1950 yılında vefat eden annesinin yanına defnedildi. Işıklar içinde yatsın.
“Samiye Öğretmen”, hak ediyordu ama asla bir paranın üstünde resmi olsun istemezdi. Cüzdan ya da paraya dokunduğu zaman defalarca ellerini yıkardı. İşte böyle… Genç arkadaşlar Aliye adını duyunca televizyondaki bir dizinin adını anımsarlar herhalde, ama bu isim beni nerelerde dolaştırdı…