NAMIK KEMAL NOMAK YAZILARI

NOMAK’IN SEÇTİKLERİ

 

            İNSAN VE ZAMAN KAYIPLARI 5 Haziran 2009 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nin 11.sayfasında ”Acı kaybımız” başlıklı iki sütun bir vefat ilanı vardı. “Musa Seyirci’yi (1951-2009) kaybettik” şeklinde…

Geriye döndüm anılarımda; Benim Musa Seyirci ismine ilk rastlamam,1996 yılında Cumhuriyet Gazetesinde “Bir Ulusal Değer” başlıklı yazısıyla olmuştu. Müze kurucusu, öncü öğretmen müzecileri konu ediyordu.

Afyon il Kültür Müdürlüğü, sonra Antalya daha sonra da İzmir il Kültür Müdürlüğüne atanmıştı.

21.04.2001 tarihli “T.C Kültür Bakanlığı Necatı Cumalı Anı ve Kültür Evi’nin Alış Töreni”  davetiyesinde de onun imzası vardı. O gün çekilen Fotoğrafta da sol köşede Musa Seyirci, sırasıyla Urla Belediye Başkanı Karaosmanoğlu ve eşi (3 ay öncesinde 10 Ocak tarihinde vefat etmiş olan) Necati Cumalı’nın eşi Berin Hn. Urla Kaymakamı Mailoğlu ve eşi ile arkalarında ben girmişim aynı kareye…

                Daha sonra, İzmir Valiliği İl Kültür Müdürlüğünden gelen 03.05.2001 tarihli adıma gelen yazı da, “Necati Cumalı Evi’nin zenginleşmesi için belge-bilgi katkınıza “sağolun” derken, Kültür Eri” duyarlılığınızın sürmesini yürekten dilerim” denmiş Musa Seyirci imzasıyla. 

                Türkmenistan’a “T.C. Aşkabat Büyükelçiliği’nde Kültür Müşaviri” olarak tayin olup gittiğinde de yazışmalarımız devam etmişti. Dönüşü Antalya’ya olmuş. Yazdığı makaleler ve kitaplar belki bir gün araştırma konusu olur, ben ise, “Nur içinde yatsın” dileklerimi yinelemek istiyorum.

*  *  *
Geçtiğimiz hafta ailemiz ile ilgili özel bir toplantı için, Urla’dan Denizli üzerinden Antalya’ya gittik, sonra da Afyon üzerinden evimize döndük.

                Yolculuk boyunca daha önce görmediğimizi kadar sıklıkta iki şey gördük;

                Hemen her kasaba ve beldeden geçerken kapısında bayrak dalgalanan “Şehitlikler” ve “Şehitler Hatıra Ormanı”…

Hani günümüzde politikacılarımız “açılım” başlığı altında mesajlar verip duruyorlar ya, herhalde onların yolu bizim geçtiğimiz yerlerden geçmemiş diye düşündüm…  Dönüşte Afyon-Antalya kavşağında büyük bir tabela’ya rastladık; “Cumhuriyetimizin kazanıldığı topraklardasınız” diyordu, altında ise “T.C Afyonkarahisar Valiliği ve İl Jandarma Komutanlığı” imzası vardı.

                Karayollarında ise hep imalat çalışmaları vardı. Denizyolları, Demiryolları Cumhuriyet’in ilk yıllarında olduğu gibi değil elbette. Üç tarafı denizlerle çevrili Anadolu’nun, her tarafına “Bölünmüş yol” yapmak bir tercih meselesi olmaktan ziyade, müteahhit çevreyi memnun etmek diye düşünmekten kendimi alamadım.
(Devlet Deniz Yolları Genel Müdürlüğünün elinde hiç gemi kalmadığını anımsadım Gemiler eğer hurdaya çıkmadıysa, ya satıldı ya da kiraya verildi).

                Yer yer, tek şeride inen karayollarında zaman ve enerji kaybının olduğunu gördükçe üzüldüm. Hatta daha sonra internette (www.kgm.gov.tr Karayolları Genel Müdürlüğü sitesinde);
“Balıkesir-Susurluk yolunun 43-47 km.leri arasında yol yapım çalışmaları nedeniyle trafik aralıklarla verilecektir... Balıkesir-İzmir yolunun 31-41 km.leri arasında patlatmalı yol çalışması yapıldığından Pazar hariç her gün 15.00-18.00 saatleri arasında yol trafiğe kapatılmaktadır.  Sürücülerin tedbirli olmaları, trafik işaret ve işaretçilerine dikkat etmeleri  gerekmektedir.” Diye okuduğumda ise, ne diyeceğimi bilemedim.

Ayrıca, “İzmir-Urla-Çeşme yolunun 2-8 km.leri (Güzelbahçe-Urla) arasındaki ve 10-17 km.leri (Urla-İçmeler) arasındaki bölünmüş yol yapım çalışmaları nedeniyle sürücülerin trafik işaret ve işaretçilere dikkat etmeleri gerekmektedir.” şeklinde karayolları 2.bölge müdürlüğünün bir duyurusu var

                Yolculuk sırasında gördüğüm bir tabela ise beni yeniden umutlandırdı, “Yangına dayanıklı orman yetiştirme alanı” diye yazılmıştı. Dikkatsizliklerden olan yangınları belki biraz olsun önleyebilir ümidiyle…