BİR ŞEY YAPMALI...
Sayın Ali Türkhaz’ın, “Artık sizden de yaz rehaveti sonu bir şeyler bekler, dostlarınız!” diyen mesajı e-posta kutuma düşeli birkaç gün oldu…
Oysa karınca kararınca araştırmalarıma devam ediyorum. Ama 08.01.2009 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Orhan Erinç’in “Geçmişten Geleceğe” köşesinde “Bu gün hem neyi, hem de nasıl yazacağıma karar veremememi hoşgörü ile karşılayacağınızı umuyorum” diyen tek satırlık yazısını kesip saklamışım. Ben de aylardır “neyi? nasıl?” yazacağımı bilemiyorum.
“Bir şey yapmalı” diyordu 2011 Mart başlangıcında, Seferihisar’da katıldığımız, “Orkinos Balık Çiftliklerini Protesto” etkinliklerinde çalan şarkıda…
İlhan Selçuk 10 Ocak 2009 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Pencere” köşesinde yayınlanan “Ünlü bir şiir” başlıklı yazısında; Hasan Pulur’un dün yayınlanan köşesindeki yazısını; “DİPNOT değil BAŞNOT” başlığı altında, çoğu kişinin bildiği, ama herkesin bilmesi gereken bir ünlü şiiri ya da uyarıyı çerçeve içinde okurlarına sunmuş:
“Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım, çünkü ben sosyalist değildim.
Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım, çünkü sendikacı değildim.
Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım, çünkü Yahudi değildim.
Sonra beni almaya geldiler, Benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.” diye yazdı
Yine Cumhuriyet gazetesinde “vaziyet” köşesinde Deniz Som; siyah zeminde, beyaz gömme olarak, her gün, Nazi Almanyası’nda papaz Martin Niemöller’in günlüğünden: deyip aynı duyuruyu tekrarlayıp durdu…
Bu yazılar benim gazete kesikleri arşivimde dosya içinde duruyorlar, kimin umurunda. İlhan Selçuk (1925- 21 Ekim 2010) Deniz Som (1953-15 Ekim 2010) artık aramızda yoklar…
İlhan Selçuk’un çoğu kitabı kitaplığımda… Deniz Som ise; yazıştığım, İzmir kitap fuarında tanıştığım bir yazardı. Aydınlanmada ışık olmuş bu insanlar, gittikleri yerlerde, “Işıklar içinde yatsınlar” dileklerimle…
Yakalandığı amansız hastalığı yenemeyip, zamansız kaybından sonra Deniz Som için yazılanlardan benim kalburuma takılanları, aşağıda dipnot olarak verdim; Oktay Akbal’ın yazısının son bölümünü de paylaşıyorum:
“Yaşarken yok olmak diye bir şey var! Öyle olmamak için kaç yaşında olursan ol, varlığını duyacak, duyuracaksın. Başarabilirsen!
Ben Deniz Som’un gündelik yazılarını arıyorum yine! Yazısının başındaki “Solcuları götürdüler onu da bunu da götürdüler, aldırmadım, bir gün beni de götürdüler, ama savunacak kimse kalmamıştı” öyküsünü her gün yinelemesi, Türkiye’de Cumhuriyet devrimini alıştıra alıştıra yok etmeye çalışanlara karşı en sert çıkışları yapması…
Kimse, kimsenin yerini alamaz. Deniz yok, yeri bomboş. Biri gider başkası gelir. O da gider bir gün. Bu bir bitmez yolculuk. Ama güzel anılardır ölümsüz olan. Sizi de ölümsüz kılan...”
Deniz Kavukçuoğlu; 12 Eylül 2010 tarihli yazısında “Bir çiftlik faresinin Öyküsü” başlığı ile benzer konuda başka şeyleri anlatmış...
14.08.2008 tarihli bir başka gazete kesiğinde de Ataol Behramoğlu’nun “Tek Başınalık” başlıklı şiirine rastladım;
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü biri
Ve hiçbir şey yapmamaya karar verdi.
***
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü bir öteki
Ve yalnızlığının kuytuluğuna çekildi
***
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü bir üçüncü
Ve tek başına düşünmeyi sürdürdü
***
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü yüzbinler
Ve tek başınalıklarını sürdürdüler
***
Ve tek başınaydılar
Bu arada birileri
Onlar adına
Karar vermekteydi
***
Tek başına olduklarını sananlar
Topluca ortadan kaldırıldılar.”
Bu hafta, internette yayınlanan “karaburun yerel gundem.org” sayfalarında, “Orfozlara kıymayın Efendiler” başlıklı yazının içinde; Albert Einstein (1879-1955)
“Dünya kötülük yapanlar nedeniyle değil, seyredip hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yer…” sözünü görünce anımsadım bütün bunları…
Üniversitedeyken Anayasa’mızda “Yasama-Yürütme-Yargı; kuvvetler ayrılığı prensibi var” Diye öğretmişlerdi; Oysa günümüzde; Yürütme, kanun hükmünde kararnamelerle götürüyor, Yargı’nın kararlarına müdahale var-yok kritik bir başka konu… Ordu… Eğitim… TÜBİTAK, TÜBA-Türkiye Bilimler Akademisi… Ve diğerleri…
Her şeyin bir sonu vardır. Tahribat çok büyük. Bir şey yapmalı! Diyordu, geçende Tv de yayınlanan bir program…
Tutuklu gazeteci Mustafa Balbay’ın Milletvekili seçildiği seçimlerden önce, 3 Mart 2011 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde yazdığı gibi;
“Toplumu uyandırma vaktidir.
Bir kişiyi uyandırmak için 500 metreden bağırır mısınız, yanına gidip gerekeni yapar mısınız?
Yanıt ikinci şıksa… Herkese düşen görev var. Hiçbir şey yapamıyorsan, Rıfat Ilgaz’ın dediği gibi…
Aç kollarını iki yana.
Korkuluk ol…
Korkuya karşı!”
Dipnotlar:
14.08.2008, Akşam, s.21, Burhan Ayeri,
08.01.2009, Cumhuriyet, s.7, Orhan Erinç;
12.09.2010, Cumhuriyet, s. , Deniz Kavukçuoğlu
17.10.2010 Cumhuriyet, s.1, Haber Merkezi; “Deniz Som’u uğurladık”
17.10.2010 Cumhuriyet, s.2, Oktay Akbal; “İlhan Selçuk Aramızda. Deniz Som’un ardından”
17.10.2010 Cumhuriyet, s.3, Emre Kongar; “Deniz Som için Mustafa Balbay’a Başsağlığı”
17.10.2010 Cumhuriyet, s.8, Orhan Bursalı; “Deniz için”
17.10.2010 Cumhuriyet, s.9, İstanbul Haber Servisi; “Basın tarihindeki yerini aldı.”
17.10.2010 Cumhuriyet, s.9, İstanbul Haber Servisi; “Deniz Som’un ödün vermez kalemi…”
17.10.2010 Cumhuriyet, s.9, İstanbul Haber Servisi; “Som basın için büyük bir kayıp”
17.10.2010 Cumhuriyet, s.12, Başsağlığı… Mersin Cumok, Çanakkale Cumok, İzmir Cumok
17.10.2010 Cumhuriyet, s.15, Başsağlığı… Eğitim iş genel merkezi, Cemal Süreyya Derneği
17.10.2010 Cumhuriyet, s.21, Zeynep Oral; “Utanç Verici Yerimiz…”
21.10.2010 Cumhuriyet, s.16, Perihan Ergun; “Vaziyet yetim kaldı”
21.10.2010 Cumhuriyet, s.16, Ümit Zileli; “Kardeşim Deniz…”
28.10.2010 Cumhuriyet, s.1 ve 20, Mustafa Balbay; “Deniz Som için”
11.11.2010 Cumhuriyet, s.2, Oktay Akbal; “Deniz Som’da mı gitti?”
03.03.2011 Cumhuriyet, s.8, Mustafa Balbay; “Gündem”
http://www.karaburunyerelgundem.org/yazi/orfozlara-kiymayin-efendiler