SEMRA NOMAK YAZILARI


BOYNUMUZUN BORCU

         

Geçen ayki yazımda ekmek israfından söz etmiştim. İsraf; değerini bilmeden gelişigüzel kullanmakla eş anlamlı. İsraf etmek ya da etmemek bir yaşam biçimidir. Eğer israf etmeyen yani tutumlu birisiyseniz sadece ekmeğinizi değil, paranızı, giysinizi, suyunuzu, elektriğinizi de israf etmezsiniz. Bunların tam tersi de sizin yaşam biçiminize yansıyacaktır.

                Bütün saydıklarım, para ile kazanılmış olgulardır ama bir şey var ki ne kadar zengin olursak olalım bir saniyesini bile geri alamayız. Evet, “Zaman”dan bahsediyorum. En çok savura savura harcadığımız zamandan. Atalarımız “vakit nakittir” derken, zamanın para kazanmayı sağladığını ifade etmek istemişler elbette yoksa hiçbir nakit, vakit kazandırmaz. Televizyon karşısında geçirdiğimiz zaman, hayatımızın ne kadar kısmını kaplıyor hiç hesaplıyor musunuz? Aynı anda yapabileceğimiz başka şeyler de olmalı, hanımlar genellikle örgü, dantel gibi elişleri yapar, sebzesini ayıklar televizyon izlerken ama beyler kumandayı elinden bile bırakmaz, ömürden saatler geçer… O sırada cebimizden paramızı alsalar kıyameti koparırız ama zamanımızı çalanlara sözümüz yoktur oysa parayı yine kazanırız, zaman gitti gider.

                Her bedenin uykuda geçen zamana ihtiyacı var, az ya da çok… Ama onun dışındaki günümüzü nasıl geçirdiğimize bir baksak eminim, bomboş, kimseye hatta kendimize bile hiç faydası olmadan geçen bir sürü zamanımız vardır.

İşyeri ile evi uzak olanlara hep acımışımdır. Hele büyük şehirlerde insanların çoğu günün büyük bölümünü taşıtlarda, araba tepesinde geçiriyor, yapacak bir şey yok, düzen böyle. Tek çözüm trafiğin rahatlayıp tıkanmaması, çünkü hızlı giden bir arabada olmak başka, tıkalı trafikte çakılı kalmak çile. Ve esas zaman orada ölüyor.

“Boş zamanları değerlendirme” diye bir kavram vardır. Eskiden okullarda karnelerde nota dönüşmesi bile vardı, şimdi yine var mı bilmiyorum. Hangi boş zaman, nerden kalan? Günlük işleri bitireceğiz; ev temizliği, çamaşır, bulaşık, yemek, ütü. Boş kalırsak ne yapacağız? Anketlerde sorarlar “Boş zamanlarınızı nasıl değerlendirirsiniz?” diye. Cevap klasiktir; kitap okurum, müzik dinlerim, elişi yaparım… Boş zamanın yoksa bunları yapmaz mısın? Oysa kitap okumak, yemek yapmakla eş değerli olmalı; doktorda, vergi dairesinde, bankada sıra beklerken, dolmuşta, otobüste… Alın işte size boş zaman, müzik mi dinleyeceksiniz, her türlü el işi, ütü, yemek, bahçe işleri yaparken müzikte dıngırdasın yanınızda, sırt üstü yatıp müzik dinlemek, zaman öldürmek değil mi?
Pazarda ürün satan köylü kadınlar görüyorum, patik örüyorlar. Sevgili Zekiye’ciğim Pazar dönüşü arabada börülcesini, barbunyasını ayıklar eve varasıya…

Gece yatağa yattığımda o gün başlanmış veya bitirilmiş, ya da yol alınmış işlerdir beni huzura kavuşturan. Kâğıt oyunlarında, hanımların günlerinde, kuaförlerde geçen zamanlara acırım. Elbette eşimle dostumla sohbet edeceğim, ama bir şey öğrenerek, öğreterek, üreterek geçmeli o zamanlar bile…
“Ne yapıyorsun?” Denildiğinde “zaman öldürüyoruz” der bazı insanlar, oysa yanılıyorlar, zaman onları öldürüyor. Parada ve malda cömertlik çok geçerli, saygın bir meziyet ama zamanda cömertlik, yaşama saygısızlık… Üremek insanın doğasında var… Ya üretmek, neden hep zorlamalarla oluyor? Gençler sokaklarda, internet kafelerde, hayatlarının hırsızı oluyorlar. Çünkü anneler kapı önlerinde ayçiçeği çitliyor. Urla’da en çok satılan çerez ayçiçeği olsa gerek, iki eli de meşgul ediyor üstelik. Babalar gece yarısına kadar kahvelerde, gençler bunların arasında sadece kendilerine ait olan tek şeyin zaman olduğunun farkında bile değiller.

Boş zaman edinmek çok kolay, koy ellerini iki yanına, her aklına gelene omuz silk, işte sana boş zaman ama önemli olan boş değil, boşaltılan zamanı bulabilmek, bin türlü uğraş arasından çok özel bir şey için zaman boşaltmak… Boşalttığın zamanı, spor, sinema, tiyatro, dost ziyaretlerine ayırabilmek, yaptığın her işin yanında başka ne yapabilirim de kalan ömrümü ikiye katlayabilirim diye düşünmek.

Bu arada dinlenmek, başka bir uğraşla çok daha sağlıklı oluyor, bütün gün ev işi ile yorulduysan, yürüyüş yap dinlen, bahçe sula dinlen, kitap oku dinlen.

Allahın verdiği ömrü uzatmak-kısaltmak elbette elimizde eğil, ama öğrenerek, üreterek, paylaşarak geçireceğimiz zamanlarla, yaşam kalitemizi değiştirmek elbette elimizde. Gençlerin ellerindeki bu olanağı onlara fark ettirmekse boynumuzun borcu…