İŞBİRLİĞİ
Geçtiğimiz günlerde yerel bir Urla gazetesinde bir haber gözüme ilişti; İlköğretim okullarının birinde öğrencilerden okula katkı payı istenmiş, veremeyen veliler de okulun temizliğini yapmaya davet edilmiş… Olacak şey değil diye veliler ve yandaşları gazete, hop oturup hop kalkıyor…
Her şeyi devletten beklemek diye işte buna denir. Bürokratlarımızın bütçe çalışmaları ve mecliste milletvekillerimizin oylamaları sırasında eğitime ayrılan pay belli, okullara bölününce, öğretmenlik yaptığım yıllarda, okulun yılbaşına kadar yakıt parasını, elektrik-su giderlerini ancak karşılardı. Geri kalan aylarda okul aile birliklerine, okul koruma derneklerine iş düşer, okul idaresine destek olunurdu. Ayrıca veliler hatta öğrenciler okulun temizliğinde yardımcı olurlardı. Okulun maaşlı temizlik görevlisi zaten her zaman yetersizdi, sadece kaba temizliğe bile yetişemezdi, önceden planlayarak 4-5. sınıf öğrencileri veya gönüllü anneler, ablalar büyük temizliklerde seve seve çalışırlardı. Öğretmenlerse zaten en başta olurdu bu etkinlikte. Kendimiz temizleyince öğrenciler de daha dikkatli olurdu. Öğrencilerin böyle bir temizliğin arkasından kalem açtıkları çöp sepetinin altına kâğıt serdiklerini görmüştüm.
Bu uygulama niçin yok oldu? İncileri mi dökülür çocuklar ya da veliler temizliğe katılırsa… Üstelik çöpler havadan yağmıyor ki, kendi çöpleri, pislik kendi pislikleri… Okul-öğretmen-veli üçgenini bundan daha iyi birleştiren bir olay olabilir mi?
Günümüzde böyle bir işbirliğine önem verilmiyor diye düşünüyorum. Taşımalı eğitim zaten bu anlamda uygun değil. Urla’da da Köylerde okulları kapatıp birkaç okulun öğrencisini başka bir köye taşıyorlar. Velilerden kaç tanesi okula gidip öğretmenle işbirliğine geçebiliyor? Belki veli toplantılarında… O da sadece ya baba, ya anneden birisi…
Oysa köy okulunun ve öğretmenin görev alanı, sadece öğrenciler değildir. Pazartesi-Cuma günleri, Bayrak Töreni bile bir kaç köylünün okul bahçesinde görülmesini sağlar, kahvede pinekleyen dedeler, tarlaya giderken yoldan geçenler, İstiklal Marşına katılır. Milli Bayramları kutlamaları da -okulun aktifliğine bağlı olarak- bütün köylünün katılımıyla gerçekleşirdi. Okul kapalı, öğrenciler taşınmış olunca köylüler, istiklal marşını duymuyorlar artık. O zaman okul da, öğretmen de onların değil ki, niçin sahip çıksın?
Köy Enstitülerinin kapatılması toplumun her kesiminden insanların ah vah ederek yeniden açılsın dedikleri bir moda oldu şimdilerde… Sınıfının temizliğine ortak olmayı zül sayan zihniyet, her işini kendi bünyesinde yapmayı-çözmeyi ilke edinen Köy Enstitülerini nasıl kabullenecek?
Öğretmen okulları da, köy enstitülerinin bir devamı sayılabilirdi. Çünkü öğretmenlerimizin birçoğu köy enstitüsü çıkışlıydı Manisa Öğretmen Okulu’nda öğrenci mevcudumuz 350’nin üzerindeydi. Ama sadece 1 gece bekçimiz, 2 hizmetlimiz, 1 bulaşıkçı, 2 mutfak çalışanımız vardı. Yatılı olduğumuz için yatakhane, yemekhane, banyo bölümlerinin temizliği düşünülürse, 350 kişi hiç de küçümsenmeyecek bir büyük aile idik. Sınıfımız, yatakhanemiz, banyolarımızın yanında ortak kullandığımız müzik odası, işlik, atölye, yemekhanenin de temizliğini sıra ile nöbetçi olarak bizler yani öğrenciler yapardık. Çok güzel bir planlama yapılır, herkes arı gibi çalışır pazar akşamları tertemiz bir okulda olmanın keyfini yaşardık.
Yemekhane nöbetçileri; çuvallarla patates, ıspanak, pırasa temizler, masaları hazırlar, nöbetçi olduğu gün derse girmez, sonra kaçırılan dersler arkadaşlarımızın defterlerinden çalışılırdı. Banyo nöbetçisi devasa termosifonu sıcak tutmak için odun taşır, sınıf arkadaşlarına sıcak suyu hazır ederdi. Sınıf nöbetçisi de hem sınıfın temizliğinden hem de sobanın yanık tutulmasından sorumluydu. Kapı nöbetçisi okul kapısını bekler, gelen giden ziyaretçilere sahip çıkardı. Nöbetçi başkanlığı sadece son sınıfta olanlar yapar, bir hafta derse girmez, kilerden erzak çıkarılmasından, diğer nöbetçilerin çalışmasını kontrol etmeye kadar koşturup dururdu.
15-16 yaşlarında yüklendiğimiz bu büyük sorumluluklar sayesinde; insanlığımın, öğretmenliğimin, anneliğimin, eş’liğimin şekillendiğini düşünürüm hep… Kendi çocuklarıma da, öğrencilerime de aynı sorumluluk bilincini, onlara küçücükten “sorumlu olacakları işler yükleyerek” vermeye çalıştım. Her yaşta çocuğun illaki yapabileceği işler vardır.
“Öğrencilerin, velilerin katılımıyla gerçekleştirilecek okul ve çevre temizliğinden sonra yol kenarındaki, okul bahçelerindeki, cadde-sokaklardaki boş pet ve cam şişeler, rengârenk kâğıtlar azalacak, giderek yok olacaktır” diye düşünüyorum.
|