SEMRA NOMAK YAZILARI


YEL ÜFÜRÜR, SU GÖTÜRÜR

 

                Çocukluğumda çok sevdiğim çok sevimli, şirin bulduğum bir oyuncaktı rüzgâr fırıldağı. Defterlerimizden sayfa koparmak yasaktı, kızardı annemiz, babamız, öğretmenimiz. Yanlış yaptığımızda yırtardık ama onlar görmesin diye karşısına gelen sayfayı da koparırdık ve çoğu zaman bu kopan temiz sayfadan hemen bir rüzgâr fırıldağı yapar, toplu iğne ile kalemin ucuna tutturur üfleye üfleye döndürürdüm, nefesimin gücü hoşuma giderdi.

                Yıllar sonra Alaçatı’daki rüzgâr türbinlerini gördüğümde sevincimden uçtum, öyle nazik, öyle şirin, öyle sevimlilerdi ki…

                Enerji; elde etmemiz, sakınmamız, korumamız, kısıtlamamız, yeni kaynaklar aramamız gereken bir olgu. Teknoloji geliştikçe elektriğe gereksinim artıyor, elbette insan sayısıyla da insanların şehirlere göçüyle de ilgili, kırsal kesimde elektrik sadece aydınlanmada kullanılıyor diyecektim ama AKP seçim yatırımı diye bol bol elektrikli beyaz eşya dağıtıyor,. Gerçi o eşyaların; çektiği elektrik, kullanılan deterjan, o makineyi dolduracak çamaşır, tabak-çanak düşünülünce makinenin üzerine, örtü örtülüp sehpa görevi görmesi kaçınılmaz

                Birkaç günlüğüne gittiğim Avrupa’da en çok iki şeye özendim. Birisi Viyana-Budapeşte arasında yol boyu ayçiçeği tarlaları gibi nazlı nazlı dönen rüzgâr türbinleriydi, bizde hep rüzgârların hiç eksilmediği tepelere kuruluyor rüzgâr türbinleri. Bozcaada, Balıkesir, Alaçatı, Bandırma, Bergama Yuntdağı gibi hep dağ tepe ama Avrupa’da ovaya yayılmış tarlaların içinde çok sık, bizde neden sayıları az diyorum: Avrupa’dakiler rüzgârımızı mı bitirdi acaba? Almanlar rüzgârı verimli olan tüm bölgelerini rüzgâr türbinleri ile doldurdukları için şimdilerde verimi çok düşük alanları bile değerlendiriyorlarmış. Tabii fırıldağı tepeye dikmekle iş bitmiyor, alt yapıdaki gerekli hatları sağlamak daha önemli. Eskiden bahçeli evlerde şehirlerin ortasında bile kuyuların üstüne yel değirmeni takılır, kendi bahçesini kuyusundan kolayca sulardı insanlar, ama şimdi kuyulara da devlet sahip çıkıyor.
Rüzgâr türbinleri de öyle kim yaparsa yapsın, ürettiğini Tedaş’a vermek durumunda, Tedaş da istediği fiyatta satıyor elektriği.

Şimdilerde bir firmanın Urla’da rüzgâr ölçümleri yaptığı ve uygun bulup rüzgâr türbinleri yaparak Urla’yı abat edeceği lafları yazılıp çiziliyor.

Tabii ki, her şeyden önce elimizdeki güneş, su ve rüzgâr enerjileri yaygınlaştırılarak, kullanıma geçmeli, planlamalar yapılıp geleceğin enerji gereksinimi karşılanmalı ama Urla’ya kurulacak rüzgâr türbinlerinin Urla halkına, köylüsüne-kentlisine ne yararı olacak, iyice incelenip ortaya konmalı.
İnsanlar, fırıldaktan gelen elektriğin kilovatının evine kaç liraya geleceğini, serasını ısıtmanın-aydınlatmanın ucuzlayıp ucuzlamayacağını bilmeli, çünkü şu anda, Çeşme-Alaçatı ile İzmir, elektriği aynı birim fiyattan alıyor.

Evlerde kullanılan elektrik devede kulak, esas tüketim, belediyelerin, fabrikaların, su kuyularındaki pompaların çektiği elektrik… Seraların aydınlanma ve ısıtmasında, meydanların sokakların aydınlatılmasında, bütün bunların ucuzlaması elbette halka yansıtıldığında büyük bir farklılık yaratır ama Tedaş rüzgâr türbinlerinden aldığı elektriği kendi fiyatından satarsa, bu işin Urla’ya, Urlalıya getirisi ne olur? Olsa olsa, sevimli şirin fırıldaklarımız olur. İnsanlara bir iş olanağı sağlayacağını da düşünmüyorum.

Avrupa’da özendiğim ikinci şey ise sokaklarda köpekler için küçük dolaplar yapmışlar, içinde naylon torbalar vardı. Bunu bizim yapabilmemiz için daha epeyce fırın ekmek yememiz gerek ama Urlalı kendisine doğrudan faydası olmasa bile rüzgârının değerlenmesinde kendisine düşeni yapmalı, bu işi yapan firmalar getirisini-götürüsünü açıkça anlatarak halkın sadece gurur duymasının ötesinde yaşam kalitesini olumlu yönde değiştirecek adımlar atılmasını da sağlamalıdırlar.

Bir Çin atasözü; Güçlü rüzgârlar esince aptallar duvar örer, akıllılar yel değirmeni yapar.