SEMRA NOMAK YAZILARI


DUMANSIZ HAYAT...

     
Hani nerede?... İstanbul’dayız. Pazar günü Boğaz’da Sarıyer’e doğru gitmek zorunda kaldık... Elbette adi adım yürüyüş hızında, konvoya katıldık. Hava sıcak mı sıcak. Sahil tarafı çıplak insan kaynıyor, kah boğazda sulara dalıp serinliyor, kah beton zemine serdiği havlunun üzerinde güneşleniyor...

      Betonların arasında Belediyenin az da olsa yeşillendirdiği çim alanlarda yayılmış oturan-yatan insanlar, sanki yanlarından gecen binlerce araba ezgostu yok gibi, sofralar kurulmuş ve en acıklısı mangallar yanmış, KEYİF yapıyor. Arabaların penceresinden is ve et kokuları karışarak doluyor içeriye, ortalık duman dumana. Anlayamadığım bir şey var, hani insanlarda para yoktu, etin kilosu 20 TL civarında, öyle kalabalık sofralar var ki, 1 kg et ne desin, dişlerinin kovuğuna yetmez. Evet parası olan var ama olar da böyle ortalıkta değil, restoranlarda karınlarını doyuruyor, otellerin ya da özel kulüplerin havuzlarında serinliyorlar. Öyleyse kim bu insanlar, yamyam gibi etsiz doymayı bilmeyenler?

      Akşam dönüş yolunda hava karardı. Belgrat ormanlarından geçiyoruz, hala pikniğe devam eden insanlar var, derken bir alev!.. Minibüslü bir piknikçi gurup yeni yakıyor mangalını, gece karanlığında alev alev. Ormanın yanında, ağaçlara 3 adım uzaklıkta... İnip, tekmelerle sofralarını dağıtmak geçiyor içimden, eşimin neler yapmak isteyeceğini düşününce sakinleşiyorum. Yüzlerce araba geçip gidiyor yanlarından, Bahçeköy’de Jandarmayı görüp haber veriyouz, yapabileceğimiz ne varsa içimize hapsederek...

      Sigara içme yasağı başladı. Herşeyi vur deyince öldürürüz ya bu da öyle, insanlara delmek için bir yasak daha...
Belli ki, bölücülük bir politika, kime faydası var bilinmez; Türk-Kürt, alevi-sünni, asker-sivil, Fenerbahçe-Beşiktaş, işçi-işveren hep karşı karşıya. Simdi de sigara içen-içmeyen karşı karşıya. Durakta ya da üstü tenteli bir yerde bir sigara içen görsem de şarlasam havasında herkes...
Toplumu karşı karşıya getireceğimize, yanyana aynı yöne bakma seviyesine getirmeye çabalayacağımıza insanları “hasımlaştırmak” nasıl bir politika? “Sigara sağlığıma zararlı ama içiyorum, bir başkasını buna ortak edemem” bilincinin yerleşmesi gerçekleşmeden “yasaklar” sadece gerginlik getirecek. Sigara yasağının bu kadar katı kurallara bağlanmasına karşıyım, ama sigara içilmesine de karşıyım.
Şu işsizlikte işverenlerin desteği çok önemli bence; sigara içenler işe alınmamalı. Yurt dışında bir sürü lokantada sigara içilen bölümler lokantanın en kötü yeri, ya mutfak önü, ya tuvalet yanı. İstersen orada otur, iç sigaranı... İnsanlara seçenek sunmazsanız, illaki o yasağı delecektir.
Yine yurt dışında büyük iş merkezlerinin dış kapısının yanına sigara yerleri yapmışlar, içenler ayakta içip işinin başına dönüyor. Ama eminim, dört tane içeceğine 1 tane içip onca katı inip soğukta-sıcakta sigara içmeyi göze alabiliyordur. Bu arada iş kaybı da bir gerçek.
Çok değil 15 sene önce şehirlerarası otobüste 8-10 saat süren yolculukta ödümüz kopardı, yanımıza sigara içen birisi düşecek diye. Ya arkana ya önüne düşerdi de... Sonra sigarasız seferler kondu. Şimdi kimse içmiyor. Hatta yolculuk yaptığımız bir firmanın mola yerinde sigarasız ve sigaralı bölümlerin ayrılmadığını görünce, defalarca firmaya yazdım; Etkisi oldu mu bilmiyorum ama mola yeri değiştirildi.

Kapkara bulutlar Karadeniz’i çamur deryasına döndürmüşken...

Gazeteler, dergiler, televizyonlar kara bulutlu haberler yazmakta yarışırlarken, puslu havayı bekleyen kurtlar etrafımızı sarmışken, aman da ne güzel “dumansız hava sahasına kavuştuk” demek içimden gelmiyor !...